“Toplama kampından farksız!”

Üçüncü havalimanı inşaatında 8 ay çalışan, sonrasında işten atılan bir iş güvenliği uzmanı, BirGün’e konuştu: “Ben orada çalışırken 7-8 işçi öldü. Günde ortalama beş kaza oluyordu. Her gün hastaneye yaralı gönderiyorduk. Toplama kampından farksızdı”

Üçüncü Havalimanı inşaatında 

çalışan iş güvenliği uzmanı: 
 Toplama kampından farksız
İstanbul’da yapımı süren üçüncü havalimanı inşaatı, bir kez daha kötü çalışma ve barınma koşulları, alınmayan iş güvenliği önlemleri ve üzeri örtülen iş cinayetleriyle gündemde. 

Cumhuriyet gazetesine konuşan bir hafriyat kamyonu şoförünün inşaatta 400 işçi ölümünün yaşandığını öne sürmesinin ardından, önceki gün bir açıklama yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, şantiyede 2015 yılından bugüne kadar 27 işçinin hayatını kaybettiğini açıkladı. 

Gazetemize ulaşan işçiler, bu açıklamanın gerçeği yansıtmadığını, çok daha fazla işçinin hayatını kaybettiğini söylerken, daha önce şantiyede görev yapan bir iş güvenliği uzmanı, “Bana da bu sayı çok gerçekçi gelmiyor. Ancak odaklanmamız gereken sayı değil, 1 kişi bile olsa çok önemli, bu kanayan bir yara. Üçüncü havalimanı inşaatında işçiler güvenliksiz, ölümüne çalıştırılıyor. Orası bir toplama kampından farksız” diyor.
8 ayda 8 ölüm, her gün 5 kaza

BirGün’den Sevim Denizaltı'na  konuşan ve adını açıklamak istemeyen iş sağlığı ve güvenliği (İSG) uzmanının anlattıkları, şantiyede iş güvenliği önlemlerinin, dolayısıyla işçi hayatının nasıl hiçe sayıldığını gözler önüne seriyor. İnşaatta 2015-2016 yıllarında yaklaşık 8 ay çalıştığını, ardından işten atıldığını belirten uzman, çalıştığı süre zarfında 7-8 işçinin hayatını kaybettiğini ifade ediyor. Şantiyede günde ortalama 5 kazanın yaşandığını; bu kazaların 3-4’ünün maddi hasarla, 1’inin ise yaralanmayla sonuçlandığını anlatan uzman, “Her gün hastaneye gönderdiğimiz işçiler oluyordu” diyor.
Uzmanın anlattıkları şöyle:
'Daha işe girdiğimin ikinci günü...'

“Ben orada çalışırken 7-8 işçi hayatını kaybetti. İşe girdiğimin daha ikinci günü iki servis kaza yaptı; 1 arkadaş öldü, 1 arkadaş sakat kaldı. 40 yaralı vardı. Bir ay sonra gece vardiyasında kamyonlar çarpıştı, 1 işçi öldü. Sonrasında birer ay arayla sürekli şantiye 3 dediğimiz alanda yaya ezilmeleri yaşandı. Kamyon işaretçisi dediğimiz arkadaşlar, döküm alanında ezildiler kamyonlar tarafından. Sonrasında bir göçmen arkadaşımız motoruyla şantiye içinde işe giderken, mikser tarafından ezildi. Ben ayrılmadan önce taşocakları kısmında İGA’ya bağlı çalışan bir işçinin üzerine kaya devrildi, işçi hayatını kaybetti. Ben ayrıldıktan bir ay sonra yine iki kamyon çarpıştı, 1 işçi öldü.

‘1,5 ay izinsiz çalıştığımız oldu’

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, iş cinayetlerinde ölen 20 işçinin adını tespit etti. Listeye baktım, o listede olmayan, ama benim listemde olan isimler var. Benden sonra orada çalışmaya devam eden, sonrasında benim gibi işten atılan İSG uzmanı arkadaşlarımla da konuşacağım, onların da katacağı isimler olacak diye düşünüyorum. Dolayısıyla Bakanlığın açıkladığı 27 sayısı bana göre çok gerçekçi bir rakam değil. Ama odaklanmamız gereken sayı değil, 1 kişi olsa da çok önemli, bu kanayan bir yara. Orada güvenliksiz bir ortamda ölümüne çalıştırılıyor işçiler.
Günlük çalışma süresi gündüz 11, gece 11 saat. İki haftada bir izin kullanabiliyorlar. Bayramlara yakın zamanlarda 1,5 ay hiç durmadan, izinsiz çalıştığımız da oldu. İnsanlar çıkamıyorlar şantiyeden, ben oradayken servisleri de kaldırmışlardı, hiçbir yere gitme şansları yoktu. Göçmen işçiler zaten bölgeyi bilmiyorlar, onlar hiç çıkamıyorlar. Toplama kampından farksızdı.

‘Hiçbir yönetici yargılanmadı’

Kazaların ardından soruşturmalar, davalar açıldığını duyuyorduk. Ama bu soruşturmalarda ana firmadan sadece sahada çalışan C sınıfı bir İSG uzmanının ismi geçti bir kere. Yoksa ana firmadan ismi geçeni duymadım. Genelde taşeronlara bağlı olarak alanda çalışan İSG uzmanları davalara gidiyordu. İSG uzmanları ve şantiye şefi kademesindekiler… Buradan yukarı çıkmadı. Hiçbir yönetici yargılanmadı.

‘Hava koşullarına hiç aldırış edilmedi’

Bölge killi bir bölge, kil su tutucu özelliği olan bir madde. Yoğun yağış olduğu zaman killi toprağın üzerinde kamyonların güvenli şekilde hareket etmesi imkânsız, frene bastıkları anda kayıyorlar. Ama burada hava koşullarına hiç aldırış edilmeden çalışma yapıldı. Çok yoğun sis varken, göz gözü görmezken ya da yoğun yağış varken de çalışma devam etti. Biz işin durdurmak istedik, ama başaramadık.

‘Müffettiş işi durdursa tahminen FETÖ’den alınırdı’

Kapasiteyi çok aşan kamyon kullanımı vardı. Sayısı 3 binlere ulaşan ağır tonajlı aracın kullanımı söz konusu. Yoğun kamyon kullanımı riskleri artırıyor, çarpışma riskini de insan ezme riskini de. Yaya ve araç trafiğini hiç düzenleyemedik, en çok ölüm bu yüzden oldu. Müfettişler geldi, ‘Burada yürüyüş-yaya yolu yok’ dediler, zaman verdiler, ama işi durdurmadılar. Yapamazlardı politik açıdan. Yapsalardı tahminen FETÖ’cü diye alınırlardı.

‘İş daha çabuk bitsin diye…’

Araç hız sınırlaması 40 km idi. Oysa bu tür şantiyelerde genelde 10-20 km’dir. Burada işin hızlı yapılması için 40-50 km hız sınırı konulmuştu.

Bir diğer sorun ağır tonaj yüklemesiydi. Güvenli yükleme şöyle olur: Aracın kasasına baktığınız zaman yükü görmemeniz gerekir. Karayollarında bu sınır 27 tondur. Ama burada bu sınırı uygulamadılar, kamyonun darası 15,5 ton diye düşünürsek, 40 tondan fazla yüklediler. Balık sırtı dediğimiz şekilde, öyle ki kamyon giderken yük dökülüyordu.

‘İSG uzmanına silah çektiler’

40 km hızla giden 60 tonluk bir aracın fren bastığını düşünün. Kazayı önlemenin imkânı yok. Bu durumu gören, işi durdurmak isteyen, bu nedenle tokat yiyen, hatta silah çekilen İSG uzmanı arkadaşlarımız oldu bizim.

‘Şoför beş dakika kenara çekse...’

Bir de dediğim gibi, gece ekstra bir aydınlatma olmadan far ışıklarıyla 11 saat direksiyon sallayan, bir ay bu şekilde çalışan bir işçi düşünün. Bir süre sonra uyuklamaya başlıyordu. Yalpalayan araçlar görüyorduk. Kenara çekip beş dakika dinlenmek isteseler hemen başında biterdi taşeronlar. GPS takılmış araçlara, birkaç dakika bile dursa akbaba gibi doluşuyorlardı. İşçilerin üzerinde yoğun üretim baskısı vardı.

Her gün ortalama beş kaza oluyordu. Bu kazaların 3-4'ü maddi hasarla, 1'i yaralanmayla sonuçlanıyordu. Her gün hastaneye gönderdiğimiz işçiler oluyordu."

Yüzlerce işçi isyan etti: İnsanca yaşamak istiyoruz!

Yaklaşık 36 bin işçinin çalıştığı üçüncü havalimanı inşaatında, önceki gece yüzlerce işçi, kötü ve sağlıksız barınma koşullarına isyan ederek eyleme geçti. Tek kişilik odaların 2’ye, 2 kişilik odaların 4’e, 4 kişilik odaların ise 6 kişiye çıkarılması, kötü yemekler ve kullanılamaz haldeki tuvaletler, işçileri isyan ettirdi.

İşçiler, “İnsanca yaşamak istiyoruz”,
“İşçi düşmanları” sloganlarıyla kamp amirliğine yürüdü. İstanbul Grand Airport (İGA) kamp amiri, işçileri tehdit ederek, “Odalarınıza dönün, böyle yaparsanız hepiniz o odalarda tıkış tıkış yaşarsınız” dedi. Amirlikten gelen açıklamada ise “İGA yönetiminin odalardaki kişi sayısının arttığından haberi yok, lütfen odalarınıza geri dönün” ifadeleri kullanıldı.
İşçiler tarafından oluşturulan komitenin kamp amirliği ile yaptığı görüşme sonrasında işçilerin talepleri kabul edildi. İşçilerden oluşan komitenin ilettiği taleplerin şunlar olduğu öğrenildi: “Yemek sorunu çözülecek, odalardaki tahtakurusu sorunu çözülecek, tuvaletlerdeki koku ve kirlilik sorunu çözülecek, boş odalar tespit edilecek ve 6 kişi kalan işçiler boş odalara sevk edilecek.”


Paylaş ► ► ►
 
Sayfa Başına Dön