“Beni anlayacak şehit yakınlarıdır”

Kardeşi Yüzbaşı Ali Alkan’ın PKK’nın Şırnak’ta jandarma karakoluna yaptığı saldırıda şehit olan ve cenaze törenindeki isyanı ile geniş yankı uyandıran Jandarma Yarbay Mehmet Alkan, ihraç edilmesi ve sonrasında başına gelenlerle ilgili açıklama yaptı... 

Yarbay Mehmet Alkan yaşadıklarını anlattı  

Yarbay Mehmet Alkan;”Ey Musa sen haklısın ama rızkımızı firavun veriyor’ diyenlerden olmayacağım” dedi...
 
İşte Yarbay Mehmet Alkan’ın kendi ağzından yaşadığı linç;

KAMUOYUNA DUYURU

Ben, 22 Ağustos 2015 tarihinde Beytüşşebap’ta şehit olan Yüzbaşı Ali Alkan’ın ağabeyi Yarbay Mehmet Alkan…

“Beni tam olarak anlayacak şehit yakınlarıdır”

Bir soruyla başlamak istiyorum: Siz hiç kardeşinizi kaybettiniz mi? Ben en küçük erkek kardeşimi kaybettim bu duyguyu yaşamayanların beni anlaması çok zor, beni tam olarak anlayacak olanlar ancak şehit yakınlarıdır.

“Dilerim daha büyük acıları yaşarsınız da 

belki o zaman anlarsınız beni.”

Her şeyden önce bir ağabey olarak katıldığım cenaze törenindeki sonuna kadar arkasında olduğum haklı söylemime değinmek istiyorum. Tamamen durumsal olarak gelişen tepkim, alışılmadık olsa da, yönetenlerin açık çelişkisi hakkında milyonların gönlünde olanı dile getirmekten ibarettir. Beni anlamanız için o anı yaşamanız ve benim yerimde olmanız gerekir. Oradaki tepkime kurgu, tiyatro, şov diyenlere ancak şunu diyebiliyorum: “Dilerim daha büyük acıları yaşarsınız da belki o zaman anlarsınız beni.”

“Terörün sorumluları bunun siyasi bedelini ödemeliler”

Her dönem bir bahane bulunup cehenneme döndürülen bu güzel ülkede, dile kolay, 33 yıldır bitmeyen bir terör varsa bunun öncelikli sorumlusu gelmiş geçmiş hükümetlerdir, ülkeyi yönetenlerdir. Ülkeyi yönetenler bu süreçte giden canlardan, kaybolan hayatlardan, anaların, eşlerin, evlatların, bacıların, kardeşlerin gözyaşından sorumludurlar ve bunun en azından siyasi olarak bedelini ödemelidirler. Askerin görevi bellidir ancak siyasilerin beceriksizliğinin sonucunu canıyla kanıyla sonsuza kadar ödemek gibi bir yükümlülüğü yoktur. Unutulmasın ki o canlar her şeyden önce bu ülkenin vatandaşıdır, yaşamaya, mutlu olmaya onların da hakkı vardır, vatan için ölmek de vardır ama asıl olan yaşamaktır, yaşatmaktır.

Demek istediğimi daha iyi anlatmak için iki örnek vermek istiyorum;

“Terör örgütünü görmezden gelenler terörle mücadele ediyor diye alkışlandı”


– Çözüm sürecinde şehirlerin bombalarla doldurulduğu, askere operasyon yaptırılmadığı, barikatların kurulduğu, çukurların açıldığı şüphe götürmeyecek şekilde herkesin malumudur. Buna sebep olanlar, bunları seyredenler kimdir? Asker mi? Polis mi? Tabi ki hayır! Peki bu hatanın ya da yanlış icraatın bedelini kimler ödedi? Yüzlerce asker, polis, korucu. Peki bu hatayı yapanlara ne oldu? Taviz vermeden ve kararlı olarak terörle mücadele ettikleri için alkış aldılar!

“2002’de terör sıfırlanmışken bugünkü duruma sebep olan kimlerdir?”


– Tarafsız cumhurbaşkanı geçenlerde dedi ki; “Eğer bugün Mardin’e yılda 10 milyon turist gelmiyorsa bunun sebebi terör örgütüdür, teröristlerdir.” Bu cümle üzerinden gidelim; tamamen katılıyorum çok doğru bir söylem çünkü terör varsa güvenlik yoksa elbette Mardin gibi güzel bir şehre bırakın yabancıyı yerli turist bile gelmez. Sorulara devam edelim peki yıllardır devam eden bu sorunun çözülmemesinden kim sorumludur? Hatta şunu soralım 2002 yılında örgütün eylemleri neredeyse sıfırlanmışken terörün mevcut hale gelmesine sebep olanlar kimlerdir? Yönetim hatası varsa bedeli neden sadece güvenlik güçleri ödemektedir? Nereye kadar bedel ödenecektir?

“Düşüncemi söyledim ihraç edildim”

Geçen yıl Mayıs ayında Osmaniye Şehit Yakınları ve Gaziler Derneğindeki bir sohbet sırasında yukarıdaki benzer düşünceleri dile getirdikten sonra TSK’dan ihraç talebiyle hakkımda soruşturma başlatıldı ama bir karar verilmedi. Bu gelişmelerden sonra emeklilik planımı 2018 yılından, Albay rütbesine terfi edeceğim 30 Ağustos 2016 tarihine aldım ve bu kararımı ilgili yerlere bildirdim.

Ancak hakka, hukuka, vicdana, akla sığmayacak bir işlemle 01 Eylül 2016 tarihli 672 sayılı KHK ile memuriyetten ihraç edildim. Bir memura uyarı cezası vermek için bile soruşturma yapılması gerekirken, bu cezaya karşı bile Danıştay’a kadar yargı yolu açıkken sorgusuz sualsiz 48 bin kişinin ihraç edildiği listede bir satır olarak yer almamın sebebi konusunda hiçbir bilgim yoktur.

“Yandaş medya Telekom’u basan Yarbay olduğumu yazdı”

Tabi bu olaydan önce, planlı ve maksatlı olarak yapıldığını düşündüğüm, basınımızın sözde Müslüman ve yandaş kanadının 21 Temmuz 2016 tarihinde hakkımda tamamen gerçeğe aykırı “Telekom’u basan Yarbay bakın kim çıktı” şeklinde sözde Ankara’da telekomu basan ekibin başında olduğum, yakalandığım şeklinde maksatlı bir haber yaptığını da hatırlatmak isterim.

“Allah’ın lutfu dedikleri darbe ile FETÖ torbasına atıldım”

Terör kurşunu yiyenler gazilik unvanı için mahkemelerde hak ararken hiçbir yaralanma derecesine bakılmaksızın kanunla gazi ilan edilenler için Kaymakamlar görevden alınırken, tüm kurumlar seferberlik ilan ederken, onlara terör mağdurlarından daha çok haklar verilirken, birileri için Allah’ın bir lütfu olan darbe girişimi sonrasında, binlerce masum memur ve öğrenci gibi hakka, hukuka, vicdana sığmayacak bir şekilde fetö torbasına atılan şehit ağabeyi Mehmet Alkan’a yapılanlar bununla da sınırlı kalmamıştır. Hakkımda hiçbir idari ve adli soruşturma olmadığı halde karşılaştığım ve uygulanan yaptırımlar şunlarıdır.

– 30 Ağustos 2016 tarihinde “Albay” rütbesine yükselmem gerekmesine rağmen hakkım olan rütbe verilmemiştir.
– Sahip olduğum yeşil pasaport KHK ile iptal edilmiş, normal pasaport almak için yaptığım başvuru ise KHK ile ihraç edilmiş olmam gerekçesiyle reddedilmiştir.
– OYAK nezdindeki birikimim sırf KHK ile ihraç edilmiş olmam nedeniyle verilmemiş, icra yoluyla talep etmem üzerine de hukuka aykırı olarak tedbir konulmuştur,
– Bilirkişilik başvurum KHK ile ihraç edilmem gerekçe gösterilerek reddedilmiştir,
– Emeklilik için 28 Eylül 2016 tarihinde başvurmama rağmen sırf KHK ile ihraç edilmiş olmam nedeniyle bugüne kadar maaş bağlanmamış ve emekli ikramiyem verilmemiştir.
– Hukuk Fakültesi mezunu olmam nedeniyle başladığım avukatlık stajının 6’ncı ayının sonunda Adalet Komisyonu tarafından KHK ile ihraç edilmem gerekçe gösterilerek avukatlık stajı ve avukatlık yapamayacağım bildirilmiştir.
– Türk Ticaret Kanununa göre bir ticaret şirketi olan konut yapı kooperatif yöneticisi olamayacağım belirtildiğinden kooperatif yöneticiliğinden ayrılmak zorunda kaldım. KHK’ya göre apartman yöneticisi bile olunması mümkün değildir.
– Sahip olduğum askeri kimlik kartı geri alınmış ve er rütbesiyle terhis belgesi düzenlenmiştir.
– Silah taşıma ruhsatım iptal edilmiş ve beylik tabancam geri alınmıştır.
– Arkadaşlarım! dostlarım! tanıdıklarım ne olur ne olmaz diyerek beni aramaktan, ziyaret etmekten, benimle görünmekten imtina etmekte olup, toplum içinde bir nevi cüzamlı gibi yaşamaktayım. 22 yıllık çalışmamın, alın terimin sonucu ve anamın ak sütü gibi helal ve hakkım olan maaş, ikramiye ve OYAK emeklilik yardımı 8 aydır verilmediğinden eşimin memur maaşıyla yaşamımı idame etmeye çalışmaktayım. Sayılan işlemlere ait belgeler mevcuttur ve bazı bakanlara gönderilmiştir. Devlet kurumları olarak sistemli bir şekilde yapılan bu işlemlerin talimatla yapıldığını düşünüyorum.

“Allahtan korkmaz mısınız 

yoksa sizin Allahınız yok mudur?”

Oysa ben diyorum ki; varsa suçum gereğini yapın ama suçum olmadığı halde bana bunların yapılması hakka, hukuka, adalete vicdana sığmaz, yazıktır, günahtır. Allahtan korkmaz mısınız yoksa sizin Allahınız yok mudur?

Masumiyet karinesi, suç ve cezaların kanuniliği, adil yargılanma, mahkemeye erişim, etkili başvuru gibi uluslararası hukuk kuralları ihlal edilerek ben ve KHK ile ihraç edilen diğer masumlar bir nevi “medeni ölüme” terk edilmiştir. Bir devlet vatandaşına zulüm yapmaz yapamaz, en azılı suçlulara bile insani şartları sağlamak ve onların insan onurunu korumak zorundadır. Oysa bu konuda çok acı örnekler yaşanmaktadır.

Terör örgütü üyeliğinden yıllarca hapis yatanlar, yalancılar, soyguncular, hırsızlar milletvekilliği, belediye başkanlığı vb. görevler yaparken ben olmadığım bir şey sebebiyle toplumdan soyutlanmakta, mülkiyet gibi seyahat gibi çalışma gibi anayasal haklarım ihlal edilmektedir. En acısı da bu işlemlerin hedef örgütün, aynı hedefe paralel yollardan yürüyen siyasi şeriklerince ve fütursuzca yapılmasıdır.

“Ey Musa sen haklısın ancak rızkımızı firavun veriyor’ diyenlerden olmayacağım.”

Bu noktada diyorum ki; bana yapılan haksızlığa tahammül edemiyorum, bana yapılanı sindiremiyorum, eziyet ve zulüm had safhaya ulaşmıştır. Ama ben hiçbir zaman susmayacağım, çünkü haklıyım güçlüyüm ve kimseden korkmuyorum. Bu aşamadan sonra bana yapılacak tek şey susturmak için özgürlüğümü engellemektir, buyursunlar onu da yapsınlar ama düşüncelere, vicdana kelepçe vuramazlar. Nasıl olsa zalimlerle er ya da geç hesabımız görülür, dünya ahret iki elim onların yakasında olacaktır.

Bunları görüp de haksızlık karşısında susanlar her kimse dilsiz şeytandır. Yüzyıllar önce dendiği gibi “Ey Musa sen haklısın ancak rızkımızı firavun veriyor” diyenlerden olmayacağım.

Son olarak diyorum ki; Bu yazıyı kaleme almamın temel sebebi bana yapılan haksızlık ve hukuksuzlukların bilinmesidir. Şehit Yüzbaşı Ali Alkan’ın ağabeyi Yarbay Mehmet Alkan hakkında işlem yapanlar kendilerinin yüzde biri kadar fetöcü olduğumu ispat edin ben hiçbir talepte bulunmayacağım.

15 Nisan 2017
Mehmet Alkan”

‘HAYIR’cı köye yol yok!

Tokat’ın Artova ilçesine bağlı Bebekdere köyünde yürütülen yol ve PTT çalışmaları, köylülerin referandumda ‘HAYIR’ diyeceklerini söylemeleri üzerine durduruldu.


‘Hayır’ diyen köye yol yok!
Bebekdere köyünde yapılmayan yollar ve PTT hizmetleri, valiliğin “evet” çalışması kapsamında başlamıştı. Köylülerin başkanlık referandumunda ‘hayır” diyeceklerini belirten fotoğrafları direnişteyiz3.org sitesine göndermelerinden bir gün sonra çalışmaların tamamının durdurulduğu bildirildi.

Gazete Yolculuk’ta yer alan habere göre çalışmaların durdurulması ile ilgili konuşan köylüler; muhtarın kendilerine ”hayır” haberinden sonra çalışmaların durdurulduğunu söylediğini ifade ederek, ne olursa olsun ‘hayır diyeceklerini ve bu baskıların ”hayır” demelerini engelleyemeyeceğini belirttiler.

KÖPRÜYLE ‘TARAFSIZLIK’ AÇIKLAMASI YAPMIŞTI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanlığı makamını tarafsız olması gerektiği eleştirilerine karşı, “Yavuz Sultan Köprüsü’nden ‘şu geçer, bu geçemez’ diyor muyuz? Bizde tarafsızlığın daniskası var” demişti.

Bebek katili de Başkanlığa ‘evet’ diyor!

AKP Ankara Milletvekili Akdoğan'ın, teröristbaşı Öcalan'ın Başkanlık Sistemi'ne ‘evet’ dediğini anlattığı görüntüler ortaya çıktı...

Bebek katili Öcalan, Başkanlığa ‘evet’ diyor!


Yandaş medyanın "PKK kanadı referandumda 'hayır' diyecek, PKK'lılarla aynı safta olmayın, Başkanlık sistemine 'evet' deyin" algı çalışması tüm hızıyla devam ederken, AKP Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan'ın, Öcalan'ın Başkanlıkla ilgili görüşlerini anlattığı görüntüleri gündeme bomba gibi düştü...


Sözde "çözüm süreci"nin görüşmelerinin kilit ismi Yalçın Akdoğan, HDP'lilerin "Öcalan'ın Başkanlık Sistemi"ne karşı olduğu yönündeki iddialarına karşılık verirken, 28 Temmuz 2015'te şu ifadeleri kullanmıştı:

"Sürekli Öcalan adına yalan söylüyorlar, ‘Öcalan başkanlık sistemine karşı, Öcalan AK Parti’yle koalisyona karşı...’ Külliyen bunlar yalan. Öcalan’ın adını kullanarak sürekli toplumu kandırıyorlar. 

Öcalan ile görüştükleri dönemde koalisyon diye bir konu var mıydı ki Türkiye’de, Öcalan ‘onunla yapın şununla yapın’ desin. Bu yüzden büyük bir sorumsuzluk var. Öcalan bunları muhtemelen yakalasa sopayla kovalar diye düşünüyorum, ‘her şeyi mahvettiniz’ diye..”

AKP’ye yine hüsran!

AKP’nin başkanlık referandumunda “Evet” oyu istediği mitinglerdeki katılım hüsranı sürüyor...


AKP son gün mitinginde de hüsrana uğradı
Referandumun son gününde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Antalya’da düzenlediği mitinge de çok az sayıda yurttaş katıldı.

Yine ‘Peygamber’ benzetmesi yaptı

Erdoğan, “O hainler F-16’larla uçtular. Zannettiler ki Cumhurbaşkanı Tarabya’dadır. Bilmiyorlardı ki o mağaranın önünü örümcek ağları örer göremezsin ve göremediler.” dedi.

Tayyip Erdoğan 

yaşadıklarını
 Hz. Muhammed'in yaşadıklarına benzetti

Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul Sarıyer'de düzenlenen mitingde yaptığı konuşmasında 15 Temmuz gecesiyle ilgili olarak “O hainler F-16’larla uçtular. 


Zannettiler ki Cumhurbaşkanı Tarabya’dadır. Bilmiyorlardı ki o mağaranın önünü örümcek ağları örer göremezsin ve göremediler.” ifadelerini kullandı.


Dolgu projeli Cumhurbaşkanlığı Devlet Konukevi

Marmaris'te 8'inci Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal tarafından yaptırılan ve yaz tatillerini geçirdiği Okluk Koyu'ndaki mütevazı Cumhurbaşkanlığı konutu yerine, 300 kişinin aynı anda konaklayabileceği nitelikte yaptırılan devlet konuk evi yükselmeye başlarken, sahile de süper ve mega yatlar için iki ayrı iskele yapılmasına karar verildiği ortaya çıktı.

Marmaris'e denize dolgu projeli

Cumhurbaşkanlığı Devlet Konukevi yapılıyor

8'inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın yaz tatillerini geçirdiği Marmaris Okluk Koyu'ndaki 4 oda, 1 salondan oluşan 230 metrekarelik konut, bir süre önce yıkıldı. Yıkılan Cumhurbaşkanlığı konutunun yerine lüks ve görkemli devlet konukevi yapılması için 2017 yatırım programına ödenek konuldu.

İnşaat kısa sürede bitsin diye ormana yol açıldı

Doğan Haber Ajansı'ndan (DHA) Mustafa Sarıipek'in haberine göre Hazine tarafından Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'ne tahsis edilen, Okluk Koyu'ndaki Özal'ın kullandığı küçük kır evinin yerine, 400 çalışanı olan dev bir kompleks yapılması için, Çevresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü, geçen 28 Şubat'ta, ENPO Mühendislik Çevre Danışmanlık Madencilik İnşaat ve Tarım Sanayi Ticaret Limited Şirketi'ne, "Marmaris Cumhurbaşkanlığı Devlet Konukevi Dolgu ve İskele Projesi" inşaatına başlama izni verdi. 


İnşaatın kısa sürede bitmesi için normal nizamiye girişi dışında ayrıca orman içinden hazır beton kamyonlarının girmesi için yeni bir yol açıldı. Gece, gündüz çalışma yapılarak söz konusu alanın çevresi 4 metre yüksekliğindeki beton duvarlarla çevrildi. Duvarların üzerinin tel örgüler ile çevrilip, kameralar yerleştirileceği belirtildi.

Muğla Çevre Platformu tespit etti


İnşaat çalışmaları tüm hızıyla sürerken Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) bünyesinde oluşturulan 14 kişilik Okluk Çalışma Grubu, bölgede geri dönüşü olmayacak zararlara neden olacağı öne sürülen projeyle ilgili kapsamlı araştırma başlattı. MUÇEP üyeleri, yıkılan 230 metrekarelik konut yerine devlet konukevi olarak kullanılmak üzere 300 kişinin aynı anda konaklayabileceği çok sayıda villa ile çok amaçlı bir salon yapılacağını tespit ettiklerini belirtti.

Denize dolgu yapılıyor

Ormanlık alan içindeki çalışmalar devam ederken, sahile de büyük çaplı yatların yanaşabilmesi için deniz dolgu hazırlıklarına başlandı. MUÇEP üyeleri mevcut iskelenin yıkılarak yerine 2 yat yanaşma yeri ile birlikte, 2 iskele ve plaj yapılacağını bildirdi. 30 milyon lira harcanması planlanan proje 113 bin 443 metrekareyi kapsıyor. İskelelerden biri 170 metre uzunluk 18.5 metre genişliğe, diğeri ise 50 metre uzunluk, 10.5 metre genişliğinde olacak. Bu amaçla 10 bin 966 metrekarelik alana dolgu yapılacak.

"Bölge, Birinci Derece Doğal Sit Alanı"


Adının açıklanmasını istemeyen MUÇEP Okluk Çalışma Grubu üyelerinden biri, şunları söyledi:


"Konut Özel Çevre Koruma Bölgesi ve Birinci Derece Doğal SİT Alanı sınırları içerisinde kalıyor. Üstelik dört mevsim ekolojik temelli yeni SİT alanı tasarısının henüz onaylanmamış olmasına rağmen, bu taslağa istinaden yapılan 1/25 binlik değerlendirmeyle yapılaşmaya gidilmiş. Şu anda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın sitesinde yapılan duyuruya göre ise iki büyük ve küçük yat yanaşma yeri ile bir de 10 bin 966 metrekarelik kıyı dolgusu ile suni plaj yaratılacak. Bu konuda da çevre etki değerlendirme sürecinin halkın da katılımıyla yapılması gerekir. Çünkü doğa tahribatı konusunda vatandaş ile Cumhurbaşkanlığı aynı statüde görülüp çevresel etki değerlendirmesinin de aynı duyarlılıkta yapılması gerekir."

Ünlü finans şirketinden çarpıcı sonuç

MHP eski milletvekili Lütfü Türkkan sosyal medya hesabından ünlü finans şiketi Goldman Sachs’ın iki gün önce yaptığı referandum anketini paylaştı. 

Ünlü finans şirketinin yaptırdığı
referandum anketinden çarpıcı sonuç


Lütfü Türkkan’ın paylaştığı Goldman Sachs’ın anketine göre, Evet yüzde 44, Hayır ise yüzde 56 olarak görülüyor.


Goldman Sachs nedir?
Goldman Sachs çokuluslu bir ABD yatırım bankasıdır. Kurumsal müşterilere yatırım bankacılığı, finansal danışmanlık, finansal yönetim, vb. finansal servisler sunar. 1869 yılında kurulan şirketin merkezi Newyork’tadır.

Lütfü Türkkan’ın paylaştığı Goldman Sachs’ın çarşamba ve perşembe günü 46.000 denek üzerinde yaptırdığı anketin soncu sonucu şöyle:
Evet : %44
Hayır : %56

Cmylmz’dan mesaj: “Çok yaşasın cumhuriyet”


Cem Yılmaz’dan referandum mesajı
Ünlü komedyen sosyal medya hesabından Atatürk’ün fotoğrafını paylaşarak,
“Oy kullanmak,en asil vatandaşlık görevimizdir. Oyumuzu kullanalım. Çok yaşasın cumhuriyet” yazdı.


‘Hayır’ diyen AKP’liler disipline sevk edildi

Antalya’da ‘Hayır’ çalışması yürüttüğü iddiasıyla iki AKP üyesi disipline sevk edildi.

‘Hayır’ kampanyası
düzenleyen AKP’liler
disipline sevk edildi

Antalya’da eski Finike Belediye Başkanı Nail Dülgeroğlu ile AK Parti Belediye Meclis Üyesi Mehmet Salur, referandum sürecinde ‘hayır’ kampanyası yürüttüğü iddiasıyla disiplin kuruluna sevk edildi.

AKP Finike İlçe Başkanı Osman Aladağ, Finike Belediyesi eski Başkanı Nail Dülgeroğlu ile AKP  Finike Belediye Meclis Üyesi Mehmet Salur’un ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edildiğini açıkladı. 

İki ismin de referandum sürecinde ‘hayır’ oyu verilmesi yönünde çalışma yaptığını partiye gelen şikayetler üzerine öğrendiklerini söyleyen Aladağ, bu şikayetleri AKP İl Başkanı Rıza Sümer’e ilettiklerini, il başkanlığının direktifiyle de disiplin sürecinin başlatıldığını kaydetti.

Sağlık Bakanlığı, SAĞLIK yerine oy peşine düştü

Sağlık Bakanlığı, hastaları oy kullanmaya götürmek için hasta yakınlarını taciz ediyor. Bakanlıktan yardım isteyen vatandaşlar  ise “Arkadaşlarımız gece 12’ye kadar referandum için hastaları arıyor, şu an ilgilenemeyiz” karşılığını alıyor.

“Arkadaşlar Yoğun, Referandum İçin Çalışıyor”
“Arkadaşlar referandum için hastaları arıyor, siz hastaneye gidin”

Cumhuriyet gazetesinden Şeyma Paşayiğit’in haberine göre, Referanduma günler kala televizyon reklamlarında hastaları sandığa taşıyacağını belirten Sağlık Bakanlığı, insan sağlığı yerine oy peşine düştü. 

Kamu spotu ile 16 Nisan için hasta yurttaşların randevu almasını isteyen bakanlığın, oy kullanamayacak düzeyde engelli hastaları bile günlerdir arayarak ‘oy kullanmaya götürelim’ teklifi ile ısrar ettiği ortaya çıktı. Bakanlıktan yardım isteyen yurttaşlar ise “Birimde çalışan arkadaşlarımız gece 12’ye kadar referandum için hastaları arıyorlar, şu an ilgilenemeyiz, hastaneye gidin” karşılığını alıyor.

“Bakanlığın hasta nakil araçları “Evet” için görevlendirildi
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın talimatıyla; 16 Nisan anayasa değişikliği referandumu için başvuru halinde evde sağlık hizmeti alan hastaları nakil araçlarıyla oy kullanmaya götüreceğini açıklayan bakanlık, hastaların başvuru yapmasını beklemedi. Hasta ve yakınlarının normal zamanda ulaşamadıklarını belirttikleri bakanlık birimleri, referandumda oy kullanmak için bakanlığa başvuru yapmadan defalarca arandı. Hasta yakınları, bakanlığın referandum uygulamasını “Normalde ulaşamadığımız birim, bize ulaştı. Biz de hastamızın sıkıntısını söyledik. Şu an ilgilenemeyiz, hastaneye gidin dediler. Hasta hareket edemiyor. Götürebilecek olsam zaten aramam” diyerek yaşadıklarını anlattı.

Hastayla değil oyuyla ilgileniyorlar
Sağlık Bakanlığı’nın “Evde Bakım Birimi’nden faydalanan veya hastanede yatan vatandaşlarımızın referandumda da yanındayız” kamu spotuyla başlattığı uygulama doğru işlemeyince yurttaşlardan tepki geldi. Bakan Akdağ’ın imzasıyla kamuoyu ile paylaşılan belgede, 444 38 33 numaralı çağrı merkezine başvuru halinde Sağlık Bakanlığı’na bağlı Evde Sağlık Hizmeti Koordinasyon Merkezleri’nin faaliyete geçmesi gerekirken, başvuru olmadan hastaların telefon aracılığıyla defalarca arandığı ortaya çıktı. Başkanlık sisteminin oylanacağı referandum için Evde Bakım Birimi tarafından telefonla aranan hasta yakınları, hastaların oy kullanamayacağını söylemesine rağmen telefonla aranmaya devam etti. Hasta yakınları normal koşullarda ulaşılamayan Evde Sağlık Birimi’nden referandum için telefon gelince hastalarıyla ilgili sıkıntılarını anlattı ancak “Birimde çalışan arkadaşlarımız gece 12’ye kadar referandum için hastaları arıyorlar, şu an ilgilenemeyiz, hastaneye gidin” karşılığını aldı.

“Oy için arıyorlar tedavi ile ilgilenmiyorlar”
Yüzde 99 engelli ve hiç hareket edemeyen, konuşamayan, cihaza bağlı ALS hastası yakını bir vatandaş, Evde Bakım Hizmetleri tarafından 3 kez arandığını aktararak, “Orası, sağlık hizmeti sunması gereken idari bir birim, siyasi bir birim değil. 3 gündür birimi arıyoruz ulaşamıyoruz. Tedaviyi yürütmüyorlar, oy için arıyorlar. Bir oy bir oydur mantığıyla oradaki personeli bu amaçla kullanıyorlar. Cihaza bağlı hastayı kaldırıp oy kullanmaya götüremezsin” diyerek tepki gösterdi.

"'Evet' çıkarsa emek sömürüsü devam edecek"

Ostim’li işçilerle referandum öncesini ve sonrasını konuştuk. İşçiler referandumun kendileri için anlamını aktararak, "emekçiler birçok şeyin farkında yani aslında sadece anayasayı değil geleceğimizi oyladığımızın farkında" dedi.

Ostim’li işçiler:

"'Evet' çıkarsa emek sömürüsünün 
devam edeceğini biliyoruz"
Emekçilerin cephesinden yaptığımız durum değerlendirmelerinde bu kez Ankara’dan Ostim’li işçilerle referandum öncesini ve sonrasını, “Evet/Hayır”ı konuştuk.

Anayasayı, değişen maddelerini okudunuz mu? Aklınızda kalan sizi rahatsız eden maddeler hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Murat: Evet, 177 maddenin 79’una müdahale edildi. Halkı yeni bir sürece doğru sürükleyecek olan bu gidişata ya dur ya devam denilecek olan maddeleri kısmen okumaya çalıştım. Beni en çok rahatsız eden aklımda kalanı “18 yaş milletvekilliliği”. 25’ten 18’e düşürülüyor ve milletvekili seçilene askerlikten muaf hakkı tanınıyor. Siyasette gençler için atılan bu adımların öncelikle eğitim alanında atılmasını isterdik. Öyle ki yetişmiş, eğitimli bireylere bu ülkenin daha çok ihtiyacı var. Ayrıca bu madde emekçi kesimin değil üst sınıfın hizmetine sunulmuş; paran varsa askerlik yok, paran yoksa Elbab’a da gidersin, Hakkari’ye de anlayışı hakim. Ayrıca bir de milletvekili sayısının 550’den 600’e çıkarılması da gereksiz. Mecliste zaten işlevsiz onca milletvekili varken 600’e çıkacak olması tamamen idareyi elinde bulunduranın kendini, geleceğini garantiye almak istemesinden başka bir şey değil.

Ahmet: Cumhuriyet kazanımlarını ortadan kaldırmaya yönelik tek adamlığa onay veren bir anayasa istendiğini görüyoruz. Sosyal, siyasal, ekonomik olsun her anlamda bu mücadelenin içinde yer alan emekçilerin, halkın kazanımlarını elinden almaya yönelik, demokratik hakların ortadan kaldırılmasını hedefleyen, tarafsızlık ilkesini yok eden maddelerle dolu bir anayasa teklifi var önümüzde. “Adalet, başkan(diktatör) kimse onun temelidir.” anlayışı yerleştirilmek isteniyor.

Bu referandumun bizler için bu kadar hayati önem taşımasının nedeni nedir?

Murat: Biz işçiler için önemli olan mevcut kazanımlarımızı koruyup üzerine neler ekleyebileceğimiz. Bu anayasayla en basit örneği grev hakkımız çok keskin bir biçimde yasaklanıyor. Hem içerik hem de fiili anlamda mevcut haklarımız elimizden alınmaya çalışılıyor.

Ahmet: Tek adamlığın getirdiği kölelik sistemini, muhalefet etme, eleştirme lüksünün olmadığı, saltanata doğru gidilen bir süreci gösteriyor. Zaten şu anki mevcut koşullarda bile birçok siyasi haklarımız ihlal edilmiş durumda. Bu anayasayla bu ihlallere geçerlilik kazandırılacak.

Referandumun hükümet cephesince yürütülen sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Murat: Özellikle din siyaseti üzerinden gidildiğini görüyoruz. Anayasayı kendi sabit kitlesine din üzerinden anlattığı yaptıkları mitinglerde de görülüyor. Evet diyenlerin ahiretini garantileyeceği, hayır diyenlerin terörist ilan edildiği bir akıl yürütülüyor. Dolayısıyla halkta da ayrıştırmalara, cepheleşmelere yol açan bir tutum izleniyor. Din-mezhep çatışmasını körükleyen koşullar yaratılıyor. Örneğin insanların algısına din üzerinden hitap edilirken aklımıza şu gelmiyor değil. Madem bu kadar duyarlıydınız ahlaki değerler ön planda tutulmalı; neden o zaman çok yakın tarihte yaşadığımız Ensar Vakfı olayı din olgusu üzerinden eleştiri bulmuyor. Bu kadar hassasiyet gösteren bir partinin bu olay üzerine gitmemesi aksine örtbas eden bir tutum izlemesi ve bu inançlar doğrultusunda kendi kitlesinin de tepkisizliği ayrı bir tezat oluşturuyor.

Ahmet: Günümüz koşullarında ekonomi hepimiz için hayati önem taşıyor. Dolayısıyla bu anayasanın halka ekonomik anlamda hiçbir getirisinin olmadığını görüyoruz.  İnsanlar geçim sıkıntısını gün geçtikçe artarak yaşamaya devam ediyor. Banka kartları, borçlar hepimizin sırtında bir yük ve giderek de artacağı belli.  Bu 15 yıllık süreçte iktidardan beklentiler giderek azaldı. Hükümet kanadında da yürütülen bu referandumda lehimize hiçbir şeyimizin olmadığını, patron sınıfının (sermayenin) istikrarının güvenceye alındığını görüyoruz.

En fazla “işçi” oyu alan parti neden AKP?

Murat: Her şeyden önce AKP’ye oy verenlerin sisteme tepkili olmadıklarını gözlemliyoruz. İdeolojik olarak milliyetçilik ve dini dürtüler ön plana çıkıyor. Lider olarak Tayyip Erdoğan’a sorgusuz sualsiz biat geleneği içindeler. Buna AKP’nin iktidara geldiği 2002’deki ekonomik vaatlerinin darboğazdaki halk için kurtarıcı olarak görülmesi alt sınıfta taban bulması neden oldu. Ve bu anlayışın devam ettiğini de en basitinden yapılan mitinglerde halkın koşulsuz biat içinde her söylenileni içeriğine bakmadan evet demesinde de görüyoruz. Akp öncelikle çözünmeyi harita üzerinden değil ekonomi üzerinden gerçekleştirmeyi insanları para güdümüne sokarak duyarsızlaştırmayı hedefledi ki bu her sektörde sağlıkta, eğitimde, tarımda,  sanayide, ulaşımda kademe kademe gerçekleştirildi.

Ahmet: Çalıştığım kurumdan örnek verirsem burda inancın çok etkili olduğunu görüyorum.  Dini argümanların fazlaca kullanılması işçi sınıfında bir nevi cemaat anlayışının yerleşmesi vazifesini gördü. Ülkede gericiliğin ileri boyuta gittiğini, baskıya boyun eğen bir kitlenin arttığını görüyoruz. İşçi sınıfını ayağa kaldıracak ortamlar giderek daraltıldı.

Çalıştığınız kurumlarda referanduma ilişkin gözlemleriniz nedir?
Murat: Benim çalıştığım kurumda “Hayır” çoğunlukta. Emekçiler birçok şeyin farkında yani aslında sadece anayasayı değil geleceğimizi oyladığımızın farkında.

Ahmet: Benim çalıştığım kurumda iktidar partisinin görüşü ağırlıklı. Üniversite mezunu olanlar da benim gibi kendi alanlarının işlerini yapmıyor. Çalışma koşulları da esnek değil. Asgari ücret karşılığı fazla iş gücü hakim ama yine de evet çoğunluğu var. İşsizlik, yedek iş gücünün fazlalığı bu duruma neden oluyor.

Her iki durumda da “Evet / Hayır” çıkması sonrasında beklentileriniz nelerdir?

Murat: Evet çıkarsa zorlu bir sürecin, emek sömürüsünün devam edeceğini biliyoruz. Ama umut kaybı yaşamadan da mücadeleye devam etmek gerektiğine inanıyoruz. Düşük ücret, zor mesai koşulları, fazla işgücü gibi sıkıntıların farkındalığıyla yine yolumuza devam edeceğiz. Hayır çıkarsa mücadelemizin güç kazanacağını, AKP’nin yaşayacağı bir kırılmanın bizler için daha büyük umut olacağını göreceğiz.

Ahmet: Evet çıkarsa hukuk devleti olmaktan çıkıp dikta rejimine gideceğiz. Birçok anayasal kazanımlarımız  tek kişi rejimine bırakılmış olacak. Bir nevi baskı “istibdat” dönemini yaşayacağız. İşçiler olarak talep ettiğimiz haklarımız bir yana mevcut elimizdeki haklarımız da gidecek. İşçi bilinci yok edilmek istenecek. Demokrasi anlayışının yok edilmek istendiği bu oylama bir nevi Tayyip’i isteyenler istemeyenler şeklinde gerçekleşecek. Evet halinde şeriatçı, gerici düzenlemeler yasallık kazanacak. Meclisin devre dışı bırakıldığı halka hesap verilmediği bir düzen yerleşecek. Hayır çıkarsa düzene karşı direnişimizde hak mücadelemizde güçlenerek ilerlemeye devam edeceğiz. Elbette 17 Nisan günü her şey toz pembe olmayacak ama toplumsal olarak yalana, sömürüye, aydınlanma karşıtlığına dur diyebilecek gücümüzün bilinciyle hareket edeceğiz.

*
Yönetici sınıfın hayatın tüm yaşam alanlarını, unsurlarını merkezine almaya çalıştığı referandum sürecine ve sonrasına dair işçi arkadaşlarla yaptığımız konuşmadan da anlaşılıyor ki evet çıkması ya da hayır çıkması halinde de süreç zor.


Sol Haber

"Hileye zemin hazırlıyorlar"

CHP İzmir Milletvekili Aytun Çıray, Milliyet yazarı ve A&G araştırma şirketi sahibi Adil Gür'ün son referandum anketine büyük tepki göstererk "Hileye zemin hazırlıyorlar, bu defa canımız pahasına sandıklara sahip çıkacağız" dedi.

CHP'li vekilden flaş iddia:
 "Hileye zemin hazırlıyorlar"

CHP İzmir Milletvekili Aytun Çıray, Milliyet yazarı ve A&G araştırma şirketi sahibi Adil Gür hakkında bir iddia ortaya attı.

Çıray, 10 Nisan’da A&G’nin “birkaç gün içerisinde ‘evet’leri yükselmiş gibi gösterek ‘hayır’cıların sandığa gitmemesini sağlayacağını” söylemişti. Çıray, kaynağının Cumhurbaşkanlığı Sarayı olduğunu söylerken, A&G şirketinin bugün açıkladığı referandum anketiyle bu iddiasının doğrulandığını ifade etti.

A&G, bugün açıkladığı anketinde referandum yüzde 60 ‘evet’ oyu çıkacağını öne sürmüştü. 
 
Sayfa Başına Dön