Tehlikeyi farketmiyormusunuz?





Devamını Oku ►

Kuran’a göre ŞEYTAN bunları yapıyor

KURAN’A GÖRE
ŞEYTAN’IN ÖZELLİKLERİ

Devamını Oku ►

CUMHURİYET'le Aydınlık bir gelecek için...




YAŞASIN CUMHURİYETİMİZ!





CUMHURİYETİMİZİN 89. YILI KUTLU OLSUN


Devamını Oku ►

Kuduz köpekler gibi saldırıyorlar...




ŞAŞMAYI, ŞAŞIRMAYI BIRAKALIM DA,

ÇÖZÜM ÜRETELİM ARTIK…


'Ali ERALP '

Gazetecilikte bir kural vardır:
Köpek adamı ısırırsa bu haber değildir.

Adam köpeği ısırırsa haberdir.

Yani, pek sık karşılaşmadığımız ilginç olayları haber yapmaktır gazetecinin görevi. Sevgili yurdumuzda o denli çok olağan dışı, çağ dışı olaylar, olgular gerçekleşmeye başladı ki artık…

Örneğin Türk ordusunun değerli komutanlarını mahkûm eden mahkeme bebek katilini lider kabul ediyor.

Örneğin, her gün 7-8 şehit haberi geliyor, yalaka medya iki satırla
bile olsa vermiyor…


Kanıksadı. Alıştı.

Adamlarla köpekler yer değiştirdiler.

Şimdi adamlar saldırıyorlar.


Ulusal değerlerimize, ulusal kahramanlarımıza, ulusal kültürümüze…

Hem de kuduz köpekler gibi…
Cumhuriyetimize saldırıyorlar.
Ata’mıza saldırıyorlar.
Bayrağımıza saldırıyorlar.
Ordumuza saldırıyorlar.


Bebek katiline özgürlük istiyorlar. Eyalet sistemine geçiş istiyorlar.

Bir zamanlar Abdullah Öcalan’ın adının “A”sını ağzına almaya korkanlar, bugün onunla kapalı kapılar arkasında ya da açıktan görüşmeler yapıyorlar.

Bir bakıyorsunuz valilik konağının duvarından “Türkiye Cumhuriyeti”ni kaldırmışlar.
Bir bakıyorsunuz 19 Mayıs’ları, 29 Ekim’leri yasaklamışlar.

Hâlâ Vali 29 Ekim kutlamaları için tehditler savurmaya devam ediyor. Sanki korkan, çekinen, dinleyen varmış gibi… Sanki yüz yıldan bu yana yapılan bu kutlamaları engellemeye gücü yetermiş gibi.

Bunlar normaldir.

Olağandır.


Asıl yasaklamasalardı olağan dışı olurdu.

19 Mayıs’ları, 29 Ekim’leri halkla birlikte, coşku içinde kutlasalardı, olağan dışı hareketler sergilemiş sayılırlardı.

Yani gazetecilik açısından böyle bir olay adamın köpeği ısırması anlamına gelirdi.
Çünkü siyasal İslam, tarihinde, emperyalizmle asla her hangi bir sorun yaşamamıştır. Hep kardeşçe, dostça geçinmiştir.

Zaten onlar Atatürk’ü, Cumhuriyeti, ulusal bayramları, laikliği ortadan kaldırmak ve emperyalizme bağımlı “Ilımlı, federatif, bir “İslam Cumhuriyeti” kurmak için salıverildiler orta yere… Bu görevle iktidar yapıldılar, bu görev için seçildiler.

Bu tertip ta 1990’lı yıllarda düzenlenmişti.


Adam ne milletvekili, ne başbakan, ne bakan değilken, yani hiçbir şeyken, ABD’ye çağrılmış, görüşmüşler, anlaşmışlar, sözler verilmiş, sözler alınmış, imzalar atılmış ve iş başına getirilmişti.

Tıpkı Vahdettin gibi.
Tıpkı Damat Ferit gibi.


Şimdi o ortamda, o koşullarda Atatürk, İngiliz dostu, İngiliz ortağı Vahdettin’e, Damat Ferit’e: “Ey Vahdettin, Ey Damat Ferit gelin şu İngilizleri birlikte yurdumuzdan kovalım, gelin bir “Babayiğitlik yapın…” diyebilir miydi?

Der miydi?

Eski deyişle, “Bu eşyanın tabiatına aykırıdır.”

Öyleyse, Cumhurbaşkanı “Erken Seçim Yasası”nı meclise yeniden görüşülmek üzere gönderdi diye “ah vah” etmenin, dövünmenin, günlerce bunun dedikodusunu yapmanın hiçbir anlamı yoktur.

Onun görevi budur. O, görevini yapıyor. Tıpkı 2 sayfa 9 maddelik anlaşmaya imza atması gibi…

Tıpkı BOP Eşbaşkanlığını her yerde her zaman ilan eden Başbakan gibi.

BOP Eşbaşkanlarından “Tam Bağımsızlık” mücadelesi bekleyebilir miyiz?
Artık bu olaylar karşısında şaşmayı, şaşırmayı bırakalım, çözüm üretelim.

Örneğin, Vali’nin, Cumhuriyet bayramı kutlamalarını yasaklamasına şaşacağımıza, şaşıracağımıza bayrağımızı alıp, eski TBMM’nin önüne gidelim. Oradan da Anıtkabir’e yürüyelim.
Örneğin TÜRK – İŞ Yönetimine, işçi düşmanı yasaların çıkması konusunda hükümetle niçin uzlaştığını, niçin anlaştığını soralım. Servetlerini, mallarını nasıl edindiklerini soralım. Onlarla sonuna dek mücadele edelim ve gerekirse oylarımızla işbirlikçi, işçi düşmanı idarecileri alaşağı edip, görevlerine son verelim.

Üyesi olduğumuz partiye, örneğin MHP yönetimine, niçin AKP’nin her tökezlemesinde kolundan tutup, kaldırdığını, niçin üniter ve ulus devlet, Cumhuriyet yıkıcısı bir partiyle birlikte hareket ettiğini soralım.

Örneğin Devlet Bahçeli’nin, hem milliyetçi görüşü savunup, hem de vatanın parçalanması için çalışan bir BOP eşbaşkanı ile niçin birlikte hareket ettiğini soralım.

Ya da birbirine yakın çizgide yürüyen, antiemperyalist, tam bağımsızlıkçı görüşe sahip olan sol partilere, yöneticilerine, niçin bir araya gelip, birleşip bütünleşmediklerini, 29 Ekim Cumhuriyet direnişinde olduğu gibi, her zaman, ortak eylemler gerçekleştirmediklerini soralım.

Köylere gidelim.
Varoşlara gidelim.
Fabrikalara gidelim.

Talanı, din sömürüsünü, Obama’nın ve onun Eşbaşkanının pisliklerini, Suriye direnişini anlatalım.

Ne dersiniz?

AKP valilerinin, bakanlarının, yöneticilerinin dedikodusunu yapmaktan, geyik muhabbetinden daha iyi değil midir bu tür girişimler, eylemler?

Boş konuşmalarla vakit kaybetmek yerine bu türden direnişlerle, mücadelelerle, Türkiye’nin kurtuluşuna daha çok hizmet etmiş olmaz mıyız?




 
Devamını Oku ►

"Başbakan Türk milletiyle alay ediyor. MIT-PKK görüşmesi ihanettir"


Başbakan’ın Türk milletiyle alay ettiğini ifade ederek “İmralı’daki kukla. İpler istihbarat örgütlerinin elinde diyen Tantan, “Bunlar, Büyük İsrail Projesi’nin uygulandığının kanıtıdır. Oslo’daki MİT- PKK görüşmesi ihanettir” dedi.
 

Tantan: MIT-PKK görüşmesi ihanettir


Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, terörle müzakerede İmralı’yı adres göstermesine tepki yağdı. Yurt Partisi Genel Başkanı Tantan, Başbakan’ın Türk milletiyle alay ettiğini ifade ederek “İmralı’daki kukla. İpler istihbarat örgütlerinin elinde” dedi

Büyük İsrail Projesi’nin kanıtı
 

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin, terör örgütü PKK ile mücadelede önerisi ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “İmralı’yla her an görüşülebilir” açıklaması, milli çevrelerde tepkiyle karşılandı. Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan, “Bunlar, Büyük İsrail Projesi’nin uygulandığının kanıtıdır. Oslo’daki MİT- PKK görüşmesi ihanettir” dedi.

ABD Kandil’i neden koruyor


İmralı’da beslenen Abdullah Öcalan’ın kukla, karar verici merkezlerin istihbarat örgütleri olduğunu vurgulayan Tantan, şöyle devam etti:  “Büyükelçi, Ladin modeli önereceğine, Kandil’e girmemize neden izin verilmediğini açıklasın. Halkımız oyunu görmelidir. Siyasi partiler yerel seçimler için bir araya geliyor, PKK’nın finansına el koymak için uğraş vermiyorlar.”

MİT-PKK görüşmesi Türkiye’ye ihanettir!
 

Erdoğan’ın, “MİT İmralı ile de görüşür” açıklamasını “ihanet” olarak yorumlayan YP lideri Tantan, “Başbakan milletle alay ediyor” dedi.

Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin, Türkiye’ye terör örgütü PKK ile mücadelede işbirliği önerisi ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “İmralı’yla her an görüşülebilir” sözlerine tepki gösterdi. Tantan, “Büyük İsrail Projesi’nin nasıl uygulandığının kanıtı olarak karşımıza çıkmıştır. Başbakan ve Ricciardone Türk milletiyle alay ediyorlar” dedi. “Devletin arşivleri, Kandil’de hangi istihbarat örgütlerinin PKK’lılara eğitim verdiklerini haykırıyor. Oslo’da gerçekleşen MİT-PKK görüşmesi ihanettir” diyen Tantan, şöyle konuştu:

İmralı’daki sadece kukla


“Büyükelçi, Ladin modeli önereceğine, Kandil’e girmemize neden izin verilmediğini açıklasın. İmralı’daki kukladır, karar veren yer ise Kandil’de PKK’lıları kullanan istihbarat örgütleridir. Başbakan Erdoğan ’Her an İmralı’yla MİT görüşebilir’diyerek aslında batılı istihbarat örgütüyle görüştüğünün farkında değil mi.”
 

Büyük İsrail Projesi için, Suriye ve İran’ın Türkiye eliyle ehlileştirildiğini ileri süren Tantan, “ABD’nin ya da Batı emperyalizminin PKK’ya desteğinin bitmeyeceğini gören Barzani de panik halinde açıklamalar yapıyor. Büyük İsrail Projesi gerçekleştiği anda Barzani’nin de o koltukta oturamayacağını kendisi de biliyor. 

Dağda ölen teröriste ağlamak ve Oslo görüşmesi ihanetten başka bir şey değildir. Altını çizerek söylüyorum: Oslo’da gerçekleşen MİT- PKK görüşmesi ihanettir. Türk milletinin beyni, zihinsel savaş ve zihinsel soykırımla yok ediliyor. Ehlileştirilmiş besleme aktörler tarafından beyinler dövülüyor, milletin ve devletin hafızası ortadan kaldırılmak isteniyor” dedi. Tantan, şöyle devam etti:

PKK holdingleşiyor!
 

“Yıllarca PKK’ya karşı direnen, ülkesine, devletine sahip çıkan halkımız, AKP iktidara geldikten sonra sanki PKK’ya direnmesi suçmuş gibi dışlanarak terör örgütüne mahkum edilmiş. PKK’nın siyasi, idari ve ekonomik aktörleri zenginleşirken, Kürt vatandaşlarımızın büyük bölümü, PKK tehdidi altında, ekonomik anlamda çökertilmiş, cahil, yoksul bırakılmış, kendi ülkesine yabancılaştırılmış. Irak’a el koyarak ’özgürlük ve demokrasi getiriyorum’diyen ABD, 21. yüzyılda insanlık suçu işlemiş, halkın fakirleşmesi ve cahil bırakılması sağlanmıştır. 

Asırladır iç içe yaşayan Irak halkı kendi içinde etnik-mezhepsel olarak böldürülmüş, halklar arasına kin tohumları atılmış, Irak’ta akıllı bir şekilde bu projeyi hayata sokmuştur. Ancak ABD akıllanmış. Suriye’de kendisinin değil bizim batağa girmemiz için provokasyonlar yapıyor. Halkımız oyunu görmelidir. Siyasi partiler yerel seçimler için bir araya geliyorlar ama holdingleşen PKK’nın mal varlığına, finansına el koymak için uğraş vermiyorlar.”

Yeniçağ

Devamını Oku ►

“Atatürk’ün devlet adamlığını özlüyorum”



Usta oyuncu Tarık Akan Sözcü’ye konuştu; 


A­ta­tür­k’­e her gün ha­ka­ret edil­me­si­ni içi­me sin­di­re­mi­yo­rum...


.
                 ‘Mustafa Kemal Türkiyesi bu değil’


Ünlü sa­nat­çı Ta­rık Akan, Sözcü’ye ye çar­pı­cı açık­la­ma­lar yap­tı. “A­ta­tür­k’­e her gün ha­ka­ret edil­me­si­ni içi­me sin­di­re­mi­yo­rum. Baş­ba­kan ül­ke­yi kral zih­ni­ye­tiy­le yö­ne­ti­yo­r” de­di.

Türkiye’nin kurulduğu günden beri hiçbir komşusuyla arasının bugünkü kadar kötü olmadığını söyleyen Akan, “Atatürk’ün devlet adamlığını özlüyorum” diye konuştu.

Türk Si­ne­ma­sı’­nın dev ak­tö­rü Ta­rık Akan, gün­de­me da­ir ne var­sa SÖZ­CÜ­’ye an­lat­tı. İş­te, AKP ik­ti­da­rı­nın po­li­ti­ka­la­rı­nı yer­den ye­re vu­ran Aka­n’­ın söz­le­ri:
Ben bu­gün­kü Tür­ki­ye­’yi içi­me sin­di­re­mi­yo­rum. Şu ha­le bir ba­kın. Bü­yük dev­let ada­mı Ata­tür­k’­ün ma­ne­vi de­ğer­le­ri­ne he­men her gün ha­ka­ret edi­li­yor, kah­ro­lu­yo­rum.

Ata­tür­k’­ü öz­lü­yo­rum. Emi­nim ki be­nim gi­bi dü­şü­nen mil­yon­lar­ca in­san var. Onun fel­se­fe­si­ni, kud­re­ti­ni, dev­let adam­lı­ğı­nı öz­lü­yo­rum. O bü­yük bir dün­ya li­de­riy­di.

Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti ku­rul­du­ğu gün­den bugü­ne dek hiç­bir kom­şu­suy­la ilişkileri bu kadar kötü durumda ol­ma­dı. Kıb­rıs is­tis­na­sı dı­şın­da, Türkiye asla kom­şu­la­rıy­la sa­vaş nok­ta­sı­na gel­me­di. Ül­ke yö­net­mek ay­rı bir sa­nat­tır.

Ata­tür­k’­e sal­dı­rı­lar 1980 dar­be­si­ni fır­sat bi­len ke­sim­le­rin an­la­yı­şı­dır. Düş­man­lı­kları kıs­kanç­lık­tan kay­nak­la­nı­yor. Bun­lar Mus­ta­fa Ke­ma­l’­in sa­çı­nın te­li da­hi ola­maz­lar.

Ne ya­zık ki Ata­tür­k’­ün kur­du­ğu Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti­’n­de bu­gün ken­di­ni kral zan­ne­den bir Baş­ba­kan ta­ra­fın­dan yö­ne­ti­li­yo­ruz. Tayyip de­mok­ra­si­den söz edi­yor ama de­mok­ra­siy­le il­gi­si bi­le yok. Tek ba­şı­na is­te­di­ği ka­rar­la­rı ve­ri­yor, uy­gu­la­tı­yor. Baş­kan­lık dü­şün­ce­si­nin al­tın­da ya­tan ger­çek bu­dur.

Su­ri­ye tez­ke­re­si­nin Mec­lis­’ten geç­miş ol­ma­sı bü­yük bir skan­dal­dır. Kim­se kı­vır­ma­sın. Bu adı ko­nul­ma­mış bir sa­vaş tez­ke­re­si­dir.

Tek bir Türk as­ke­ri­nin bile Suriye’de öl­me­si, fe­la­ket­ler zin­ci­ri­ an­la­mı­na ge­lir. Or­du Su­ri­ye­’ye gi­rer­se Tay­yip gi­der, o par­ti de bi­ter.

Ben as­ker ço­cu­ğu­yum. Bu­gü­ne ka­dar hiç kork­ma­dım. Ama Mus­ta­fa Ke­mal Tür­ki­ye­’si bu de­ğil. Man­za­ra­ya bir ba­kın. Türk Or­du­su’­nu hal­let­ti­ler. Ko­mu­tan­lar, mil­let­ve­kil­le­ri, ga­ze­te­ci­ler Si­liv­ri­’de. Ya­ni ser­gi yap­sa­nız hep­si­ni bir ara­ya top­la­ya­maz­sı­nız. Çok ya­zık…

Adı­na baş­ba­kan de­di­ği­miz kral, ken­di­ne kar­şı ge­len her­ke­si içe­ri at­tı­rı­yor. Ben Si­liv­ri­’de ya­tan bu in­san­la­rın ta­ma­men suç­suz ol­duk­la­rı­na yü­rek­ten ina­nı­yo­rum. Ada­let bir gün mut­la­ka te­cel­li ede­cek ama bu in­san­la­rın ha­pis­ha­ne­de ge­çen yıl­la­rı­nı ge­ri­ye kim ve­re­cek?

TSK bün­ye­sin­deki üst dü­zey ge­ne­ral­le­rin sa­yı­sı­nı top­la­sak her­hal­de Si­liv­ri­’de ya­tan pa­şa­lar­la eş­de­ğer­dir. ‘K­ra­l’­ı eleş­ti­ren­le­re, mu­ha­lif­le­re ne­fes al­dı­rıl­mı­yor. Par­ma­ğıy­la işa­ret et­ti­ği in­san­lar içe­ri alı­nı­yor. Ben 63 ya­şın­da­yım böy­le bir Tür­ki­ye hiç­bir za­man gör­me­dim.

AKP yan­daş med­yay­la bir­lik­te yü­rü­yor. Böy­le­si de Cum­hu­ri­yet ta­ri­hin­de ilk olu­yor. Bir baş­ba­kan dü­şü­nün ki ken­di kon­gre­si­ne seç­me­ce med­ya­yı da­vet edi­yor ama işi­ne gel­me­yen ha­ber­le­ri tüm ger­çek­li­ğiy­le ya­yın­la­yan med­ya or­gan­la­rı­nı kon­gre­ye al­mı­yor. SÖZ­CÜ gi­bi as­lan yü­rek­li bir ga­ze­te Tay­yi­p’­in işi­ne gel­mi­yor. Bu hal­kın ha­ber al­ma öz­gür­lü­ğü­ne vu­ru­lan dar­be­dir. As­lın­da bu­ra­da med­ya ku­ru­luş­la­rı de­ğil, halk ce­za­lan­dı­rı­lı­yor. Hal­kı­mız bu­nun farkına var­ma­lı.

Mil­le­tin ha­li pe­ri­şan. Son zam­lar be­li bü­kük olan va­tan­da­şı kam­bu­ra çe­vi­re­cek. Fa­kat in­san­lar kor­ku­yor, se­si­ni çı­ka­ra­mı­yor. Se­si­ni çı­ka­ran bi­ber ga­zıy­la ter­bi­ye edi­li­yor.
Kış mev­si­mi­ne gir­dik. Eğer Rus­ya va­na­la­rı ka­pa­tır­sa vay ha­li­mi­ze. Do­ğal­ga­zı Rus­ya­’dan alı­yo­ruz. Su­ri­ye­’nin ya­nın­da yer alan bir Rus­ya ko­zu­nu ta­bi ki oy­na­ya­cak. Eğer Su­ri­ye ile sa­va­şa gi­ri­lir­se ilk kay­be­de­ce­ği­miz do­ğal­gaz ola­cak.




Devamını Oku ►

Suçlu, güçlü ve adalet!



Daha önce kendisini kaçırıp tecavüz eden ve yeniden görüşmek isteyen 43 yaşındaki Ali Kalkan'ı, randevu verdiği otogarda sırtından bıçaklayarak öldüren aynı yaştaki evli Nafiye Kaçmaz, beraat etti. Kaçmaz, tecavüz edip, tehdit eden Kalkan'ı defalarca şikayet ettiği halde tutuklanmadığını belirtti, "Beni devlet korumadı" dedi.

 Korunmayan kadın en sonunda tecavüzcüsünü öldürdü, beraat etti


 Daha önce kendisini kaçırıp tecavüz eden ve yeniden görüşmek isteyen 43 yaşındaki Ali Kalkan'ı, randevu verdiği otogarda sırtından bıçaklayarak öldüren aynı yaştaki evli Nafiye Kaçmaz, beraat etti. Kaçmaz, tecavüz edip, tehdit eden Kalkan'ı defalarca şikayet ettiği halde tutuklanmadığını belirtti, "Beni devlet korumadı" dedi.

Gaziantep Şehirlerarası Otobüs Terminali'ne 21 Kasım 2011'de otobüsle Hatay'ın Dörtyol İlçesi'nden gelen Kahramanmaraşlı Ali Kalkan'ı sırtından 2 bıçak darbesiyle öldüren ev kadını Nafiye Kaçmaz, bir taksiye binerek kaçtığı evde yakalandı. Tutuklanan Kaçmaz hakkında 'Tasarlayarak adam öldürme' suçundan ömür boyu hapis cezası istemiyle dava açıldı. Gaziantep 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki karar duruşmasına katil zanlısı katılmazken, avukatı Halil Fırat Kayacan hazır bulundu. Kayacan, müvekkilinin daha önceki ifadelerinin geçerli olduğunu kaydederek beraat kararı verilmesini istedi.

TECAVÜZ ETTİ, ŞİKAYETÇİ OLDUM TUTUKLANMADI

Katil zanlısı Nafiye Kaçmaz ise daha önceki duruşmada verdiği ifadesinde, öldürdüğü Ali Kalkan'ın Hatay'ın Dörtyol İlçesi'nde portakal topladığı bahçede bekçilik yaptığını, Kalkan'ın bekçi kulübesinde tüfek ve köpekleri üzerine salma tehdidiyle kendisine tecavüz ettiğini, daha sonra da defalarca görüntüsünü çektiğini, eşi ve ailesine göstereceği tehdidiyle birlikte olmaya devam ettiğini ileri sürdü. Kaçmaz, "Sürekli beni telefonla tehdit ediyor, nereye kaçsam beni buluyordu. Eşim durumu öğrenince kendisini öldürmeye karar verdi ama bulamadı. 8-10 kez aynı şekilde tehdit ve şantajla bana tecavüz etti. Nevşehir'e kaçtım geldi beni buldu. Savcılığa şikayetçi oldum, tutuklanmadı. Dörtyol Cumhuriyet Savcılığı'nda da şikayetlerim var. Hepsinden de delil yetersizliğinden takipsizlik kararı verildi"dedi.

BENİ DEVLET DE KORUYAMADI

İfadesinde Ali Kalkan'ın taciz ve şantajlarından kurtulmak için eşiyle karar verip Gaziantep'e taşındıklarını kaydeden Nafiye Kaçmaz, maktulün burada da izini bulduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

"Ailemi arayıp, beni 3 bin liraya satın aldığını söylemiş. Ağabeyim 'Siz mafyanın eline düşmüşsünüz. Gelip öldüreceğim, namusumuzu iki paralık ettiniz' dedi. Gaziantep'te de tacizleri sürdüğü için Cumhuriyet Başsavcılığı'na 4 defa şikayet dilekçesi verdim ama yine tutuklanmadı. Son olarak beni arayıp, Gaziantep'e geldiğini, zorla aldığı nüfus cüzdanımla 2 kredi kartı ve telefon kartı çıkardığını, yanına gitmezsem kartlarla harcama yapıp, telefonlarımı herkese dağıtacağını söyledi. Kocama durumu söyledim. 'Kesinlikle gitme' dedi. Ama, ertesi gün eşim ayakkabı boyamaya gidince yine beni aradı.Yine tehdit etti. Gitmezsem beni rezil edeceğini söyledi. Yanıma ekmek bıçağını alıp otogara gittim. Bu sırada eliyle taciz edince bıçakla sırtına vurdum, kaçtı. Ben de taksiye binerek evime döndüm. Polis, gelip beni evimden aldı. Onu yaralayıp, benden vazgeçmesini söyleyecektim. Öldürmek istemiyordum. Ama, bana iki yılı zehir etti. Ben Diyarbakırlıyım. Namusuma saldırı olduğunda, bunu rızam dışında da olsa kimseye anlatmam, izah etmem mümkün değildi. Çünkü, kadın olarak hep beni suçlu görürler. Kaçacak, sığınacak bir yerim kalmamıştı. Verdiğim şikayet dilekçelerine rağmen beni Ali Kalkan'dan devlet de koruyamadı. Ama, öldüğü için pişmanım."

MEŞRU MÜDAFADAN BERAAT


Mahkeme heyeti, Nafiye Kaçmaz'ın 'kendisine yönelmiş tekrar muhakkak bir haksız saldırıyı defetme zorunluluğuyla öldürme eylemini gerçekleştirdiği' sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle beraatına hükmederken, mahkeme üyesi Mustafa Kılıç ise delillere göre eylemin meşru müdafaa sınırları içinde olmadığı gerekçesiyle karşı oy kullandı. Mahkeme, zanlının cinayeti işlediği bıçaktan dolayı 20 gün adli para cezasına çarptırılmasına hükmedip, bunun karşılığı 600 TL'lik cezasını da erteledi.

SABIKASI VAR

Nafiye Kaçmaz'ın öldürdüğü Ali Kalkan hakkında Nevşehir, Hatay'ın Dörtyol İlçesi ve Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği şikayet dilekçelerinin delil yetersizliği nedeniyle takipsizlikle sonuçlandığı, başka olaylar nedeniyle 'hürriyeti tehdit, cinsel istismar ve hırsızlık' suçlarından sabıkalı olduğu da öğrenildi.



YURT

Devamını Oku ►

Savaş çığırtkanı ana akım medya'ya öğütler!

Medya Suriye’ye girdi bile. Ana akım medyanın savaş çığırtkanlığı başlattığı bu günlerde Jake Lynch ve Annabel McGoldrick’in 'barış yanlısı haber yapmanın püf noktalarını' adlı çalışmasını yayınlamayı görev biliyoruz.

 Savaş çığırtkanlığına karşı barış gazeteciliği


 İşte barış yanlısı haber yapmanın püf noktaları.

1- Bir çatışmayı sadece iki tarafın çatışması gibi göstermekten kaçının. Çünkü, iki tarafın çatışması gibi gösterildiğinde bunun mantıksal sonucu birinin kazanması ve diğerinin kaybetmesidir. Barış yanlısı bir gazetecinin yapabileceği, iki taraf yerine farklı hedefler peşinde koşan pek çok küçük grubun varlığına dikkat çekmektir.

2- ‘Ben’ ve ‘öteki’ gibi keskin ayrımlar yapmaktan kaçının. Böyle yapıldığında, diğer taraf bir ‘tehdit’ ya da uygar olmayan şeklinde kurulacak ve bu da şiddeti haklılaştırmada kullanılacaktır. Bunun yerine, ‘ben’ içinde ötekini arayın...vd.

3- Çatışma sanki sadece şiddetin meydana geldiği zamanda ve yerde cerayan ediyormuş gibi davranmaktan kaçının. Bunun yerine, çatışmanın diğer yer ve zamanlarda insanlar için izlerini sürmeye, sonuçlarını öngörmeye çalışın.

4- Bir şiddet eylemini ya da şiddete dayalı politikayı sadece görünür etkileri açısından değerlendirmeyin. Görünmeyen etkileri hakkında da haber yapma yollarını arayın, örneğin psikolojik hasar ve travmanın uzun dönemli sonuçları gibi, şiddete maruz kalanların gelecekte şiddet uygulayacağı ihtimali gibi.

5- Tarafları, sadece liderlerinin alışılmış taleplerini içeren açıklamaları yeniden ifade ederek tanımlamaktan kaçının. Daha derinlikli hedefler güderek, gündelik hayatta çatışmadan insanların nasıl etkileneceğini, insanların neyi değiştirmek istediğini, liderler tarafından açıklananın bu istenen değişiklikleri elde etmenin tek ya da en iyi yolu olup olmadığını sorgulayın.

6-
Sürekli taraflar arasındaki farklılıklara odaklanmak yerine, onların ortak zeminine ilişkin bilgileri ortaya çıkarabilecek sorular sormaya çalışın.

7- Sadece şiddet eylemini iletip, ‘korkunç’ durumu tanımlamakla yetinmeyin.

8- Birisini şiddeti başlatmaktan ötürü suçlamayın. Onun yerine, nasıl ortak meselelerin hiçbir tarafın istemediği sonuçlara yol açabileceğini görmeye çalışın.

9- Sadece bir tarafın acı ve korkularına odaklanmayın. Bu, iyi adamlar ve kurbanlar şeklinde tarafları ayırır ve kötüleri cezalandırmayı bir çözüm olarak sunar. Bunun yerine, tüm tarafların acı ve korkularının eşit derecede haber değeri olduğu bir yaklaşımı benimseyin.

10- İnsanların başına gelenler hakkında duygusal sözcüklerle tanımlamalar yapmaktan kaçının.

11- Barbar, kaba, zorba gibi sıfatlar kullanmaktan kaçının. Çünkü, bu sıfatlar bir tarafın yaptığını diğer tarafın gözünden tanımlar. Bu ise, gazetecinin bir tarafı tutmasına ve şiddetin tırmanmasını haklılaştırmasına neden olur. Bunun yerine, diğer kişilerin yaptığı tanımlamaların güvenilirliği hakkında mümkün olduğunca bilgi verin.

12- Terörist, fanatik, köktendinci gibi tanımlamalar kullanmaktan kaçının. Zira bu tanımlamalar ‘onlar’a ‘biz’ tarafından atfedilen tanımlamalardır. Kimse kendini böyle tanımlamaz. Böyle yapıldığında, bu ‘akıl dışı’ insanlarla uzlaşmak, anlaşmak da imkansız görünür.

13- Fikirleri ve iddiaları gerçekmiş gibi öne sürmekten kaçının. Bunun yerine, izleyici/ okuyucunuza kimin ne söylediğini söyleyin.

14- Liderler tarafından imzalanan belgelerin (ateşkes, askeri zafer...vs) mutlaka barış getireceği yanılgısına kapılmayın. Bunun yerine, gelecekte insanları hala şiddet uygulamaya yöneltebilecek meseleler kalmışsa, onları haber yapın.

15- Sadece ‘bizim’ tarafımızdaki liderlerin çözüm önerilerini beklemeyin. Bunun yerine, nereden gelirse gelsin barış girişimlerini araştırın. Bakanlara, örneğin, radikal örgütlerin fikirleri hakkında ne düşündüklerini sorun. Sadece kurulu konumlarla uyuşmadı diye barış girişimlerini görmezden gelmeyin.

NOT: A.Ü. İletişim Fakültesi'nin internet sitesinden alındı. Jake Lynch ve Annabel McGoldrick'in www.mediachannel.org adresinde yayımlanan yazılarından kısaltarak çeviren Mine Gencel Bek
Devamını Oku ►

Tayyip ve Apo'nun kaderleri neden birbirine bağlı?



Erdoğan ve Öcalan’ın kaderleri, 
 .
neden birbirlerine bağlı?



'Bülent ESİNOĞLU '


Kader sözcüğü; oldukça öte dünyayı anıştıran, dünyevi olmayan bir içerik taşıyor. Siyasi olarak akıbetleri birbirlerine bağlı desek, diyeceksiniz ki, bu sözcük de pek dünyevi değil.

Dikkatinizi çekmiştir. Birkaç gündür, Öcalan reklamları ile karşı karşıyayız. Kandil ve BDP, tu kaka, Öcalan şahane gibisinden. Başta Hürriyet bu yağcılığı yapıyor.


Yıllarca, PKK’nın düz ovada siyaset yapması söylendi. Sonra, Amerika ile Amerikancı hükümetler döneminde, PKK’nın uzantıları ile mecliste siyaset yapıldı.

Bu aşama geride kaldı.

Amerika ve AKP şimdilerde diyor ki, siyasi uzantıları ile görüşmem. APO’nun kendisi ile görüşürüm. (Görüşmeler Çin’de olacak değil ya, Amerika’da veya İngiltere’de olur)

Daha önceki aşamalar bu aşamaya gelmek için kullanıldı.

Habur Kapısında PKK’lıları karşıladıklarında, sandılar ki, PKK’nın kendisi ile görüşüp anlaşma aşamasındadırlar. Bir de baktılar ki, içeride bazı paşalar ve subayların ve de, büyük bir kitlenin itirazı var.

Ha dediler. Bu paşaları ve itiraz edenleri esir alıp fiziki ve fikren mahkûm etmezsek, biz Öcalan ile görüşüp, onlara toprak ve devlet veremeyiz.

Peki, kaderleri, niçin birbirine böyle sıkı sıkıya bağlı? Çünkü ikisinin de varlığı Amerika’ya bağlı.

Kaderleri Amerika’ya bağlı olanların, zorunlu olarak varlıkları da birbirlerine bağlıdır.

Diyelim ki, bölünme konusunda, Amerika ile beraber orduyu bertaraf ettiniz.

Peki, Türk halkı ülkesinin bölünmesine hazır mı?

Ülke aleyhine sürdürülen, iç ve dış politika, yani PKK ve Suriye, AKP’yi tasfiye etme aşamasına geldi.

Onun için siyasi iktidarın başındakiler, ya herrü, ya merrü noktasındadırlar. Ya kaos ya iktidar.

Öcalan ile yapılacak görüşmeler artık, secim kazandırmaya yönelik geçici ateşkesler ile olabilecek gibi görünmüyor.


AKP Amerika’nın talimatları gereğince, bölünme işini nasıl gerçekleştirecek?

Anayasa değişmeden nasıl olacak?


Kafalarında ki şu; Başkanlık sistemini nasıl Anayasa falan dinlemeden yürütüyorsak, bölünme işini de öyle yürütürüz. Zaten yasalara uygun bölüme mi olur? Olursa, yasalara rağmen olur.

Türkiye’nin yarısını öteki yarısına ve medya baskısını kullanırım ve bu Büyük Orta Doğu Projesinin bize verdiği görevi yerine getiririm.

Şimdi bu süreci yaşıyoruz.

Esas olan halkımızın bu plana evet dememesidir.

Başaramayacaklar.



bulentesinoglu@gmail.com

Devamını Oku ►

Şeytanın işleri