Atatürk havalimanında PAÇAVRA skandalı!

Peşmergebaşı Barzani'nim Türkiye'ye gelmesi bahanesiyle tarihi bir skandal yaşandı. Sözde Kürdistan paçavrası Atatürk Havalimanı gönderine çekildi. 

Atatürk havalimanına Kürdistan paçavrası!
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım'la görüşmek için Türkiye’ye gelen Peşmergebaşı Barzani’nin uçağının ineceği Atatürk Havalimanı’nda tarihi bir skandala imza atıldı.

Barzani’nin karşılanacağı alanda havalimanına PKK paçavralarının asılması sosyal medyada büyük tepkilere neden oldu. Kürdistan bayrağının hükümet talimatıyla göndere çekilmesi skandalına Cumhuriyet tarihinde ilk kez rastlanırken, konuyla ilgili yetkililerden herhangi bir açıklama gelmedi.

‘Referanduma katılımı düşürmeye çalışacaklar’

CHP Genel Başkan Yardımcısı Cankurtaran ‘medyada peş peşe açıklanacak ve eveti çok önde gösteren uyduruk anketlerle hayır diyenleri 'Oy atsak da sonuç değişmez' algısıyla sandıktan uzak tutmaya çalışacaklar’ dedi.


‘Referanduma katılımı düşürmeye çalışacaklar’


CHP Genel Başkan Yardımcısı Yasemin Öney Cankurtaran, referandum çalışmaları kapsamında İstanbul Güngören’de  vatandaşlarla buluştu. Neden hayır diyeceklerini anlatan Cankurtaran Menderes Caddesi'nde halka açık bir basın açıklaması da yaptı.


 Cankurtaran  yapılan düzenleme ile YSK'nın anket yasağına uymayan televizyonlara işlem yapamayacağını belirterek, "Hayırların önde olduğunu gören AKP, büyük bir algı operasyonuna hazırlanıyor. Yandaş medyada peş peşe açıklanacak eveti çok önde gösteren uyduruk anketlerle Başkanlığa hayır diyenleri 'Oy atsak da sonuç değişmez' diyerek sandıktan uzak tutmaya çalışacaktır. Bu tuzağa düşülmemelidir" dedi.

Cankurtaran, evetleri yüzde 99 gösteren anketlerin çıkması halinde bile herkesin sandığa gitmesi gerektiğini belirterek, "Bu bir vatan görevidir.  Yapılan bütün ciddi araştırmalar referandum sonucunu sandığa katılımın belirleyeceğini gösteriyor. Sandığa katılım ne kadar yüksek olursa hayırın çıkma şansı o kadar yükselecektir" diye konuştu.



“Bu anayasayı savunan bir tek saygın profesör görmedim”

CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal, “Bu anayasayı savunan bir tek saygın profesör görmedim. Bir tane ciddi hukukçuyu görmedim. Adalet ve Kalkınma Partisi içinde hukuku bilen, adalet bakanlığını yapmış, meclis başkanlığı yapmış elbette değerli insanlar var. Ama onlar da biliyorlar ki, bu iş yanlıştır” dedi.

Baykal:
Bu anayasayı savunan 
bir tek saygın profesör görmedim

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Antalya Milletvekili Deniz Baykal, partisinin düzenlediği program kapsamında Denizli’deki partililerle bir araya geldi.


"Önümüze birden bir anayasa değişikliği getiriliyor. Türkiye son 15 yılda 17 anayasa değişikliği yaptı. Olması gerektiği gibi uzlaşmayla yaptı. İhtiyaç vardı, doğruydu. Bir sorun tartışma çıktı mı? 


Şimdi ilk kez bir anayasa değişikliği tasavvuru uzun süre konuşuldu, taslağı birden bire ortaya çıktı. Bir siyasi partinin organlarında konuşuldu mu? Boş kağıdı imzaladılar, üstüne birileri anayasa değişikliğini yazdı. ‘Kimler yazdı?’ diyoruz. 

Anayasa değişikliğinin müellifi, yazarı belli değil. Anonim bir anayasa değişikliği. Niye anonim? Utanıyor musunuz bu anayasa değişikliğinden? Bunu hazırlayanlar kimseyi uyandırmadın, tartışmadan, dillendirmeden bu işi olup bittiye getirme kararıyla yola çıktılar" dedi.

'TEK ADAM ANAYASASI GETİRİYORLAR'

Anayasa değişikliğinin Meclis’ten de yangından mal kaçırır gibi geçirildiğini, uygulamasının 2019’da olmasına rağmen acele edildiğini belirten Baykal, "Allah aşkına bu anayasa tartışması nereden çıktı? Neyi halledeceksin, niye değiştireceksin? Türkiye’de anayasal sistemi değiştireceksin. Temelini, özünü, Türkiye Cumhuriyeti’ni 1921 yılından günümüze kadar daima dimdik ayakta tutulmuş temel ilkesini değiştirecekler. Tüm anayasalarda Türkiye Cumhuriyeti milletin egemenliği ve meclisin üstünlüğü ilkesine dayanır. 


Bizim anayasamızın temelinde kişi egemenliği yoktur. Millet egemenliği söz konusudur. Bu hayatın yaşanan gerçeklerinden kaynaklanan bir sonuçtur. Kimin sözü geçecek, güçlünün mü? Hayır, milletin. Serveti, gücü, inancı, mezhebi ne olursa olsun bütün vatandaşlarımız hepsi aynı şekilde ve eşit olarak bu devletin tümüne sahiptir. 

Bu anlayışla Türkiye mücadele yaptı, meclis yaptı. Savaşı yöneten bir meclisimiz var. Bu ülkeyi bugüne kadar bu millet yönetti. Bundan sonra da millet yönetecek. Egemenlik milletindir ve millet kimsenin kapıkulu değildir olmayacaktır. Şimdi bir tek adam anayasası getiriyorlar. Hiç uzatmayayım, ben bu işin içinde yıllarca koşmuş birisi olarak kimseye haksızlık yapmadan bu anayasaya tek adam anayasası diyorum. 

Bu anayasayı savunan bir saygın anayasa profesörü görmedim. Bir tek hukukçu görmedim. İmza veren milletvekilleri arasında anayasa profesörü, meclis başkanlığı yapmış, Adalet Bakanlığı yapmış değerli insanlar var. Ama onlar da biliyorlar ki; bu iş yanlıştır. Bunu söyleyemiyor olabilirler. Bunun telafisi mümkün değil. Şimdi yapılacak yanlışın düzeltilmesi mümkün değildir" dedi.

'MHP’YE YÜKLENDİ'


Anayasa değişikliği konusunda ortaya çıkacak iki tehlike konusunda vatandaşları uyaran Baykal, referandumda anayasanın kabulü ile başkanlık rejimine geçilmesi durumunda memurların dikkatli olması gerektiğini söyledi. Yeni anayasada hiçbir açık maddenin olmadığını, aksine her şeyin gizlenerek her maddenin yol altına döşenen mayın gibi yerleştirildiğini ifade eden Baykal, şöyle devam etti:

"Anayasanın 123. Maddesi’nin 3. cümlesine şu da eklenmiş. Oraya bu ifade konularak Cumhurbaşkanına kamu tüzel kişiliği oluşturma, yapma hakkı da teslim edilmiş. Bu anayasa değişikliğine göre Türkiye’de devlet yapısında eyalet yapısını kurmak mümkün müdür değil midir? 


Bu anayasanın içinde saklı bir düzenleme . Mesala bu gerçekleştirilebilir mi? Şu ana kadar TBMM evet demezse yapılamazdı. Eğer hayır derseniz öyle olmaya da devam edecektir. Ama bu anaya çıkarsa Cumhurbaşkanı tek başına, düzenleme yetkisiyle yapıp ilan edebilecektir. Bu konuda hassas olduğunu söyleyen ve yok hayır böyle bir şey yok diye iddia eden, bu projenin yardımcıları, destekçileri için söylüyorum. 

Bakın getirdiniz anayasa projesini, 16. maddenin içinde anayasanın 123. maddesine ne eklenmiştir, bir bak. Gizlemişler oraya. Arayıp bulacaksın. Meclisin yetkisine ortak kılıyor tüzel kişilik ihdas etme yetkisine. Canım söz verdi yapmayacak. Olabilir yapmayacaktır belki. Ama bir süre önce bu konudaki düşüncesini herhalde hatırlıyoruz değil mi? Bundan sonra yapmayacağı konusunda kim kefil olacak bize. Yani, Başbakan’ın bozkurt işareti yapmasını yeter derecede bu konuda kefalet diye kabul edenlere selam olsun."

"Tarihi okuyan değil yazanlardan olmalıyız"

Hocalı katliamının 25. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen programda konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, "Ermenistan'ın çabası Türk toprağında yaptıkları katliamları bastırmak ve gölgelemek içindir" dedi.
 

Feyzioğlu'ndan, Hocalı açıklaması
Talat Paşa Komitesi tarafından Hocalı katliamının 25. yıldönümü için bir anma programı düzenledi. 

Programa katılan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu, Türkiye Barolar Birliği'nin görevinin, milli her davayı bütün gücüyle desteklemek olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

"Bu dava en milli davalarımızdandır. Ermenilerin dünyada Türkiye'yi ve Azerbaycan'ı sıkıştırmaya yönelik uluslararası destek alan hamlelerini bölücü terör örgütünün Türkiye'de artan terör faaliyetinden, Kıbrıs'taki 'ver, kurtul' müzakerelerinden ve Ortadoğu'nun yeniden şekillendirilmesi için sürüp giden vekalet savaşlarından ayrı değerlendirmek tarihi bilmezliktir. Şu halde bunların tamamı bizim milli davalarımızdır.

“BİR BUÇUK MİLYON AZERBAYCAN TÜRKÜ TOPRAKLARINDAN SÜRÜLDÜ”

1992'de haince bir gece baskınıyla katledilen Azerbaycan Türklerini, canlarımızı rahmetle anıyorum. Ortadan kaybedilen 1300 Türk'ü rahmetle anıyorum. Bir buçuk milyon Azerbaycan Türkü, Rusların ve Ermenilerin ortak harekatıyla topraklarından sürüldü. Ermeni diasporasının dünyayı arkalarına alarak Türkiye'ye sözde Ermeni soykırımını tanıma yönündeki gayretleri de kendilerinin Hocalı'da yaptıkları, Azerbaycan toprağında, Türk toprağında yaptıkları katliamları bastırmak ve gölgelemek içindir.

Hain bölücü terör örgütünün Türkiye'de yaptığı köy baskınlarının pek çoğunun, 1915'te Ermenilere karşı devletin yanında direnen köyler olduğuna dikkat çeken Feyzioğlu, "Bir taraftan Azerbaycan toprağında katliam, soykırım yapılırken; diğer yandan da Ermeni çeteciler dünyadaki işbirlikçileriyle birlikte Türkiye'de bölücü terör örgütü eliyle katliamlar yapmaktadır. Bunlar birbirinden bağımsız değildir" dedi.

“TARİHİ KİTAPLARDAN OKUYAN DEĞİL, TARİHİ YAZANLARDAN OLMALIYIZ” 

Azerbaycan'da yapılan katliamın tüm dünyaya kabul ettirilmesinin vazgeçilmez şartının 16 Nisan'daki referandumda milli bir zafer elde etmek olduğunu söyleyen TBB Başkanı Feyzioğlu, "Hepimiz bugün tarihi kitaptan okuyan değil tarihi yazanlardan olmalıyız. Kararlılığımızdan kimsenin şüphesi olmasın. 16 Nisan'da da bu kararlılığı göstereceğiz" ifadelerini kullandı.

Eski AKP vekili yandaş yazar: “Şehitlere saygı duruşu saçmalık”

Hükümete yakın Star gazetesi yazarı ve AKP eski Milletvekili Resul Tosun, şehitler için saygı duruşunda bulunmanın “saçmalık” olduğunu öne sürdü...


Eski AKP vekili, şimdilerde
yandaş yazar Resul Tosun: 

“Şehitler için saygı duruşu yapmak saçmalık”

Resul Tosun, bugünkü “Şehitlere saygı duruşu saçmalığı” başlıklı yazısında, “İsmini yerini zamanını yazmayacağım. Amacım kırmak dökmek değil. Sadece sorgulamak ve ikaz etmek istiyorum” diyerek bir AKP’li belediyenin etkinliğinde yapılan saygı duruşunu eleştirdi.

“HADİ SEKÜLER KESİM BUNU YAPIYOR…”

“Epey zaman oldu AK Partili bir belediyemizin düzenlediği ‘medeniyetimiz’in de konu edildiği bir paneli dinlemeye gittim” diyen Resul Tosun şunları yazdı:


“Sunucu elindeki kağıdı okuyan sıradan biri değildi. İslami düşünceyi benimsemiş görünüyordu. Panelin açılışında salondakileri 15 Temmuz şehitleri için bir dakika saygı duruşuna davet etti. Hadi seküler kesim bunu yapıyor ve kendilerince bir gerekçeleri vardır diyelim. Peki ‘medeniyetimiz’ konulu bir panelde üstelik şehitler için saygı duruşunun bir anlamı var mı? Medeniyetimizin en belirgin özelliği dinimizdir, kültürümüzdür. Şehitlikde dini bir kavramdır. Ne medeniyetimiz de ne de dinimizde ölüler için saygı duruşu diye bir şey yoktur.”

“BENİM ŞAŞKINLIĞIM DİNDARLARIN BU ANLAMSIZ HAREKETİ…”

Resul Tosun, şehitlere yönelik saygı duruşuna ilişkin “Dini kültürü bir yana bırakalım akıllı bir insan bir dakika ayakta durarak ölmüşlere nasıl bir fayda sağlayabilir ki?” sorusunu yöneltti.

“Ölülerimiz için bir iyilik yapıp, mesela bir fakire sadaka verip sevabını ona bağışlayabiliriz” diyen Resul Tosun şöyle devam etti:

“Yahut Kuran’dan ayetler okuyup sevabını bağışlamak gibi dinimizde var olan bir salih amel ile ölmüşlerimize faydalı olabiliriz. Ama saygı duruşunun ne ölüye ne diriyi hiç kimseye hiçbir faydası yoktur. Hatta bazı toplantılarda besmele yerine saygı duruşu çağrısı yapılmakta şekilcilikte akıllı insanları çıldırtacak derecede ifrata kaçılmaktadır. Yapılması gereken bir ritüele dönüşmüş durumda. Benim şaşkınlığım dindarların bu anlamsız hareketi üstelik şehitlik gibi dini kurumlarda kullanıyor olması.”

“RESMİ KURUMLARDAKİ SAYGI DURUŞUNU DA MANTIKLI BULMUYORUM”

Resul Tosun, “Bu maraz sadece bizim ülkemizdeki bazı dindarlarda tezahür etmiyor. Birkaç sene önceydi Brüksel’de Filistin davasıyla ilgili bir parlamenterler toplantısına davet edilmiştim” diyerek şunları kaleme aldı:

“Kimin organize ettiğini bilmiyordum. Gittim. Meğerse İran düzenliyormuş. Ayetullah rütbesinde bir molla öncülük ediyordu. Fakat oda ne, kapanış toplantısında bu Ayetullah herkesi şehitler için bir dakika saygı duruşuna davet etmesin mi?

Ben yüksek sesle itiraz ettim ‘Bizim inancımızda böyle bir saygı türü yok. Eğer şehitlere faydalı olmak istiyorsak birer Fatiha okuyalım’ dedim. Hiçbir faydası olmadı. Sonraki toplantılara beni çağırmadılar! Adeta dini ritüele dönüşen resmi kurumlardaki saygı duruşunu da mantıklı bulmuyorum. Ama tüzükler nizamnameler gereği hazırun mecburen ayağa kalkıyor. Bazen biz de kalabalığa uymak zorunda kalıyoruz. Ama sivil toplum örgütlerinin böyle bir mecburiyeti yok.

Aslında bu saygı duruşlarını hiç kimse içselleştirmiş değil. Dikkat ederseniz hep toplantılarda yapılıyor. İnsanlar birbirilerini kandırıyorlar. Hiç kimse yalnızken mesela evde, büroda, sokakta, kabristanda tek başına bir şehit için yahut sevdiği biri için ayağa kalkıp bir dakika saygı duruşunda bulunuyor mu?”

Habertürk yazarı Muhsin Kızılkaya da ‘ Askerin görevi ölmek, bunun için maaş alıyor’ demişti.

‘HAYIR’lı Konvoy vatandaşlar için yolda

28 Şubat’ta Ankara Anıtkabir’den yola çıkacak konvoy 9 günde 9 il gezip vatandaşlarla bire bir temas kuracak, referandumu anlatıp, dertleşecek...

‘Hayır’lı Konvoy yola çıkıyor 


Konvoydaki isimler arasında Teğmen Mehmet Ali Çelebi, Emekli Tümgenaral Ahmet Yavuz, Emekli Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen, Emekli Amiral Semih Çetin’in yanı sıra AKUT eski Başkanı Nasuh Mahruki gibi isimler de yer alıyor...


28 Şubat saat 10.00’da Anıtkabir’den yola çıkacak ‘Hayır’lı Konvoy için “Biz siyaset ve hamaset yapmaya gitmiyoruz. Sadece halkımızla dertleşeceğiz’ diyen Teğmen Mehmet Ali Çelebi Hayır’lı Konvoy’u şöyle anlattı: 

“Anıtkabir’den Ata’mıza ziyaretle başlıyoruz. Araç sayısı henüz belli değil ama şu an 10 kişilik bir aydın grubu var. Vatandaşlarda istedikleri yerlerde bize eşlik edebilecekler. 9 il dolaşılacak.

Salon toplantılarıyla değil halkımızla bulaşacağımız kahve köy neresi olursa gerçekleri tek tek anlatacağız.”



28 şubat sabahı anıtkabir’de buluşacaklar

28 Şubat sabahı saat 10.00’da Anıtkabir’den yola çıkacak konvoy 10 kişilik aydın grubuyla 9 il dolaşacak ve ‘hayır’ı anlatacak.


"Sakın ha tapuyu gaptırmayın"

CHP eski Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal, 16 Nisan'daki referandum ile ilgili değerlendirme yaparken Türkiye'de herkesin devletin tapusu olduğuna dikkat çekerek, merhum 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in üslubu ile "Tapuyu gaptırmayın" dedi.


"Tapuyu gaptırmayın"
CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal, partisinin Uşak'ta Çağrı Düğün Salonu'nda düzenlediği referandum değerlendirme toplantısında halka seslendi. 

Ellerinde Türk bayrakları bulanan yaklaşık 1000 kişiye seslenen Baykal'a sevgi gösterileri yapıldı. Türkiye'nin tarihi bir yol ayrımının eşiğinde olduğunu vurgulayan Baykal, şöyle dedi:

"Siyasetin de bir zamanı vardır. Siyaseti bir yana bırakıp devlet ve millet için ne gerekiyorsa onu yapmanın zamanı var. Şimdi siyasetin ötesinde devlet ve millet için yapılması gerekeni konuşmamız gerekiyor. Zaman bu zamandır. Allah aşkına bu anayasa tartışması nereden çıktı? Milletin, toplumun ve halkın 'Bu devlet sistemi artık bıktırdı. Bundan vazgeçelim. Yeni başkanlık rejimine geçelim' diye bir talebi, arayışı mı oldu? Bu aşağıdan yükselen bir talep midir? Toplumdan kaynaklanan bir ihtiyaç mıdır? O güzelim Türkiye Cumhuriyeti kimlere battı ki 'Onu bir yana bırakalım da bir başkanlık rejimi arayışı yapalım' diyor. Anlamak mümkün değil. Böyle bir anlayış ve talep yok. Birinin bir hayali özlemi vardı, o özlemin geçerliliğinin kalmadığını kavramıştı ki birden bire muhalefet partisi olduğunu söyleyen bir siyasi parti getir ben senle işbirliği yapacağım bu başkanlık rejimini uygulayalım dediği anda birden bire Türkiye'nin meselesi haline geldi."

"BİR ÜLKENİN KADERİ RASTLANTILARA BIRAKILAMAZ"

Türkiye'nin önünde bir başkanlık rejimi tartışması olduğunu ifade eden Baykal, başka ülkelerin başkanlık sistemi uygulamaları olduğunu dile getirerek şöyle konuştu:

"Bu getirilen sistemin onunla bir ilgisi var mı? Meclisimiz dünyada bir tane. Meclisimiz devletten öncedir. Devlet kurulur, devletin içinde meclis kurulur öyle bir şey yok. Bizde siyasetin temelinde felsefe, zihniyet anlayışı var. Bu ülkeyi bugüne kadar bu millet yönetti. Bundan sonra da millet yönetecek. Bu 80 milyonun devletidir. Türkiye Cumhuriyeti'ni ayakta tutan temel direk, ana sütun Türk milleti adına seçilip görev yapan TBMM'dir. O meclisin içinden kilit taşlarını alalım, ondan yeni bir başkanlık inşa edelim yok öyle şey kardeşim, yok öyle yağma. Bir ülkenin kaderi rastlantılara bırakılamaz."

"YÜZDE 51, YÜZDE 100'E ÜSTÜNLÜK TASLAYAMAZ"

Devletin temelinde milli egemenlik anlayışı olduğunu belirten Baykal, TBMM'nin milletin yüzde 100'ü tarafından seçildiğini, Cumhurbaşkanı seçilmek için yüzde 51 oy gerektiğini kaydederek şöyle konuştu:

"Yüzde 51, yüzde 100'ü fesh edemez. Yüzde 51, yüzde 100'e üstünlük taslayamaz. Herkes haddini bilecek. Üstün irade millettir. Millet taşeron kullanmıyor, 'Gel bana 5 yıllığına yetkiyi devret, senin egemenliğin bende olsun, ben yöneteyim' olmaz. 5 yıl değil, 5 dakika bile vermeyiz. Egemenlik devredilemez, egemenliğin sahibi millettir. Hiç kendimizi yormayalım, adını koyalım, bu bir tek adam anayasasıdır. Bu anayasa ile içimizden bir kişiye tüm yetkileri vereceğiz. Niye verelim kardeşim. O tek adamsa biz neyiz? illet ne? Demokraside ve çağdaş hukuk devletinde tek adamlık diye bir olay yoktur, olmamalıdır. Beşer şaşar, insanoğlu hata yapar. Tek adama bir devlet kaderini neden emanet etsin? Kim olursa olsun. 15 yıldır hata üstüne hata yapan birisine devlet kaderini emanet edebilir mi?"

"15 YILDIR YAPMADIĞI HATA KALMADI"

Baykal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 15 yıldan bu yana yapmadığı hata kalmadığını ileri sürerken, "Türkiye'nin Suriye savaşına sürüklenmesi hata değil mi? Bu birilerinin bilgi bakımından yetersiz, teşhis bakımında geçersiz, politika bakımından tutarsız olduğunun bir işareti değil mi? Ne Suriye'yi tanıyorsun, ne kendini biliyorsun. Böyle laflar ve hamasetlerle ülke yönetilir mi?" diye sordu. Deniz Baykal, bu politika sonunda 4 milyon mültecinin ekonomisi, sosyal sorunları ve terör konusundaki etkileri ile Türkiye'nin üzerine yığıldığını ifade ederken, "Allah muhafaza, durduk yerde neden bunu sırtlanmış duruma geldik. Suriye politikası halen bir dış bağımlılıktır ve halen devam ediyor" dedi.

"FETÖ'YÜ BAŞIMIZA KİM SARDI?"

Baykal, konuşmasında "FETÖ işini kim başımıza sardı?" Emniyet güçlerini, TSK mensuplarını, savcıları, hakimleri ve öğretmenleri bunlara kim emanet etti?" diye sorduktan sonra şöyle devam etti:

"Ne istediniz de vermedik?' diyen bunlar değil mi?
Bunca vahim hatayı Türkiye'nin başına dert olarak açan bunlar değil mi? Bu sıkıyönetimde sadece kamuda çalışan 97 bin kişinin işine son verildi. Haksız olarak gidenler de var. Yargıya gidebiliyorlar mı, haklısı- haksızı çözülebiliyor mu? 7 aydır böyle gidiyor. Bir büyük hata, bir büyük olay. PKK olayında Oslo'da ve İmralı'da mutabakatlar sağlayıp anlaşmalar yapıp, önce Habur'dan PKK'lı teröristlerin kendi kıyafetleri ile otobüsler üzerinde davul- zurnalı Türkiye'ye girmelerine izin veren, seyyar mahkemeler kurarak getiren, Cumhuriyet savcılarını onların ayaklarına gönderen, onlardan 'Biz Apo'nun talimatı ile buraya geldik' cevabını alan bunlar değil mi? Güneydoğu'da bunlara dokunmayın talimatını askere veren, cephanenin yerleştirilmesine, köprülerin yapılmasına, evlerin işgal edilmesine, odaların içine tuzakların kurulmasına göz yuman bunlar değil mi? Bunun sonucunda sadece Nusaybin'i geri alabilmek için 74 vatan evladımızı şehit verdik. Nusaybin'i kim verdi de geri almak söz konusudur. Bunları yapanlar bunlar."

CHP'li Deniz Baykal, 'Ergenekon Davası'nın tümüyle hata ve hukuk skandalı olduğunu, uydurma delil, gizli şahitlerle açılan böyle bir davanın olamayacağını söylediğini, dönemin başbakanın davayı savunduğunu, Genelkurmay Başkanı'nın, 'Terör örgütünün başkanı' diye tutuklandığını hatırlatırken, bu kadar hata yapan bir insana, "Al sana Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihi, geleceği ve her türlü hukuku ile sana veriyorum al bunu istediğin gibi kullan" denilemeyeceğini belirtti. Baykal, Anayasa'nın Türkiye'nin geleceği ve talebiyle ilgili bir mesele olduğuna dikkat çekerken şunları ekledi:

"Anayasa değişikliğinin anayasaya aykırılık konusunda hiçbirimizin şüphesi yok. Böylesi önemli bir konuyu bile anayasa mahkemesinden adil bir karar bekleyerek intikal ettirmek gereği mümkün olmuyor. O güven daha şimdiden kaybolmuşsa başkanlık rejimi geldikten sonra ne olacak? Bunları 1 aydır her yerde söylüyorum. Meclise konu gelmeden defalarca bunu anlattım. Bunlardan 1 tanesinden doyurucu cevap gelmedi. Bunlar 'Güçlü Türkiye anayasasıymış' gibi savunuyor. Sıradan konuşup, temenni edip, dua ediyorsun. Hepimiz güçlü Türkiye için dua ediyoruz. Ama bu anayasanın güçlü Türkiye ile bağı ne onu bir anlatsana. Bunlar 'Güçlü Türkiye istiyorsan, buna uyacaksın' tarzında boş sloganlarla milleti avlayacak. Demirel gibi söyleyeyim, 'Tapuyu gaptırmayın' arkadaşlar. Kendi tapunu da kaptırma. Hak senindir, hakkını kimseye verme. Tapu da devletin tapusunu da sakın ha verme. Devletin tapusu senindir. 'Öyle bir tapum yok' diye sakın düşünme, o cebindeki Türkiye Cumhuriyeti kimliğin tapudur. 80 milyon bu ülkenin hem maliki, hem hakimidir. Bu tapu hepimize atalarımızdan kaldı. Devletin tapusunu kimseye kaptırmayın."

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNDE İKİ TEHLİKE UYARISI

Anayasa değişikliği konusunda ortaya çıkacak iki tehlike konusunda halkı uyaran Baykal, referandumda anayasanın kabulü ile başkanlık rejimi geçilmesi durumunda memurların dikkatli olması gerektiğini söyledi. Baykal, Anayasa değişikliği ile ilk yapılacaklar arasında kararname ile memuriyeti sözleşmeli statüye dönüştürmek olacağını öne sürerken sözlerini şöyle tamamladı:

"BAYKAL'IN KATKISI İLE MİLLETVEKİLİ OLMA HAKKINI VERDİK"

"Hayır tepkisi Türkiye'de yükselen dalga halindedir. Bu bir siyasi partinin organize ettiği dalga değildir. Herkes aklı ve vicdanı ile konuyu anladıkça olmaz demeye başladı. Hızla bu dalga yükseliyor. İktidar talimatla kampanyayı götürüyor. Önümüzdeki anayasa değişikliğine referandumda 'hayır' derseniz Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanı, Başbakan da başbakan olarak kalır. Türkiye'nin ayarları ve temelleri ile oynamak isteyenlere orada bir 'dur' çekilir, bir 'dur' denilir. Türkiye'yi yönetenler bugüne kadar ne istedilerse aldı. Sana, 'İktidar dedin' verdik. Genel başkandın, milletvekili olamıyordun Deniz Baykal'ın katkısıyla milletvekili olma hakkını verdik. Başbakan değildin, başbakanlığını, Cumhurbaşkanı değildin Cumhurbaşkanlığını verdik. Daha ne istiyorsun arkadaş. 'Devleti de istiyorum.' Dur orada. Ona bir güzel ders vermek lazım. O dersi verecek insanda millettir, vatandaştır. 'Hayır'dan sonra bambaşka bir Türkiye gelecek. O, 'evet' diyecek bürokratlardan tutun da emir komuta zincirine girmiş yargıç, hakim ve adalet mensuplarından, yazamayan, çizemeyen ve konuşamayan aydınlarımıza, devletin imkanlarından havuz medyası içinde nemalananlara bu işin artık sonu geldi. Bunlara 'Dur' denildiğinde Türkiye değişecek. Bu yanlışa aman izin vermeyin. Uşak'ın o milli ruhunu tekrar görmek istiyoruz."

O Müsteşar bunları yer mi yemez mi?

Gardiyanlara ‘alçak’ dediği için kendisine sert tepki gösteren Adalet Bakanı Müsteşarı Kenan İpek’e Sen kimsin landiyen Nihat Doğan, akşam yayınladığı mektupla defalarca özür diledi. Şimdi Bakanlık müsteşarı Kenan İpek‘in bu “sen kimsin lan!” hakaretlerini yiyip yemeyeceği merak konusu..


O Müsteşar “Sen Kimsin Lan!”ı Yiyecek mi?


Melih Gökçek’in oğlu Osman Gökçek’in kanalı Beyaz TV’de yayınlanan programdaki sözleri için  şarkıcı Nihat Doğan’a, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek sert tepki göstermişti. 

İpek, “Şarkıcı olduğu söylenen” ifadesini kullandığı açıklamasında Nihat Doğan hakkında dava açılacağını belirtmişti.

“Sen kimsin lan!”

Doğan, İpek’in açıklaması üzerine dün tekrar televizyona çıkarak, “Sen kimsin lan, beni iyi dinle lan, haddini bil lan” sözlerini kullandı. Beyaz TV, canlı yayınlanan programda Nihat Doğan’ın ‘lan’ ifadelerini biplese de ekran başındakiler bu ifadeleri çok net bir şekilde duydu.

İşte Nihat Doğan’In Adalet Bakanlığı müsteşarı Kenan İpek’e “sen kimsin lan!” dediği o yayın kaydı;


Önce “sen kimsi lan!”dedi, 
sonra özür dilemelere doyamadı

Nihat Doğan, hakaret içeren konuşmasından sonra sosyal medya hesabından ise defalarca özür dilediği bir açıklama yayınladı. Doğan, “Sayın müsteşarım terbiye sınırlarını aştım. İnanın attığınız twiti anlamadan yorumladım” dedi.

Nihat Doğan’ın özür mektubu şöyle:


Nihat Doğan’ın özrü karşısında Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek’in “senkimsin lan!” hakaretini yiyip yemeyeceği merak konusu. 

Ancak Beyaz tv’nin programda kullandığı başlık da kanalı zor duruma sokacak nitelikte… Program sırasında Bakanlık müsteşarı Kenan İpek’in Nihat Doğan’a yazdığı eleştiri için “Bakanlıktan Nihat Doğan’a Adaletsiz Yorum” ifadeleri kullanıldı… 


Gazeteport
 
Sayfa Başına Dön